Bu zamanda çok çınlayan, nefse hoş gelen bir kelime olan "hüriyet" hakkında çok konuşulmaktadır. Hürriyeti hâkim kılmak uğruna pek çok nizamlar ve heyetler değiştiriliyor, her biri kendi anlayışına göre bir hürriyet tarifi yapıyor. İnsan, bizatihi fakir olup, fıtratında bizatihi zengin olan yaratanına boyun eğme, zillet ve O'na kulluk etme vardır.
O halde kişi, Mevla'sına kendini muhtaç bilmedikçe, nefsini O'nun azarlamasına hazırlamadıkça ve ondan başkasına kuluktan kendini engellemedikçe hali düzgün olmaz ve kalbi huzur bulmaz. İşte bu kulluk en yüce hürriyet mertebesidir. Çünkü kul yalnız Mevla'sına boyun eğerse, bütün sultanlardan hür olur, kalbi onlara yönelmez ve başını ancak göklerin ve yerin yaratıcısı için eğer.
Kulluk, insan için kaçınılmazdr. Eğer onu olması gereken yere koyarsa, onu Allah tan başka ortak koşulanlara ve şeytanlara kulluk ile kirletmezse, Müslüman, İslam'ı ile hevanın ve şehvetin hükmü altına girmekten hüriyete kavuşur. Ona hükmeden tek sultan, haniflik dininin sultanıdır; "Rabbinin makamından korkan ve nefsini hevadan alıkoyana gelince; onun varacağı yer şüphesiz cennettir." (Naziat 41-42)
Öyleyse bu kulluk suretindeki hürriyettir. İnsanlık için bu kulluğu gerçekleştimedikçe gerçek hüriyet mümkün değildir. İslam dışındaki hürriyet, anlamı olmayan, boşa çile çekmektir. Hatta o, hürriyet gibi görünse de, zillet içinde köleliktir. Zira tağutlara, Aziz ve Celil olan yaratıcının koyduğu hükümlerden uzak, nefislerin hevasına göre düzenlenmiş kanunlara boyun eğmek, Allah'tan başkalarına kulluktur. Yani kölelik!