...Hadisin kalan kısmı şu şekildedir: "Şüphesiz O hikmeti gereği rahatlığı ve sevinci rızâya ve yakîne koymuştur. Tasayı ve üzüntüyü de şüpheye ve hoşnutsuzluğa koymuştur."...
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"İnsanlardan öyleleri vardır ki Allah'a iman ettik derler. Allah yolunda sıkıntıya maruz kaldıklarında da insanların fitnesini (işkencesini) Allah'ın
azabıyla bir tutarlar.."
İbnu'l Kayyım şöyle demiştir: "İnsanlar kendilerine peygamberlerin gönderilmesinden sonra iki seçenekten birini tercih edeceklerdir. Onlardan biri ya 'İman ettik' diyecektir ya da bunu söylemeyecek, günahlarına ve küfrüne devam edecektir. Kim iman ettik derse Rabbi onu imtihan eder ve sınava tabi tutar. (Ayette gecen) fitne, imtihan ve sıkıntılardır. Kim de 'İman ettik' demezse, Allah'ı âciz düşüreceğini, O'ndan kaçacağınıve O'nu geçeceğini zannetmesin. Şu hâlde iman etsin ya da imandan yüz çevirsin herkes mutlaka sıkıntıyla karşılaşacaktır. Fakat mümin başlangıçta dünyada biraz sıkıntı çekecektir, sonra hem dünyada hem de âhirette âkıbet onun olacaktır. İmandan yüz çeviren kimse ise başlangıçta bir miktar lezzet alacaktır fakat bu lezzet sonra sürekli bir eleme dönüşecektir. İnsanın diğer insanlarla birlikte yaşaması kaçınılmazdır. İnsanların da tasavvurları ve istekleri vardır. İnsanlar kişiden kendi tasavvurlarına ve isteklerine uymasını isterler. Kendi tasavvurlarına ve isteklerine uymadığı takdirde de ona eziyet verirler ve işkence ederler. Kişi onların isteklerine uyduğu zaman da bazen onlardan eziyet görür bazen başkalarından eziyet görür..." İbnu'l Kayyım daha sonra sözü şuraya getirmiştir: "Şu hâlde kişinin Müminlerin Annesi'nin Muâviye'ye söylediği söze son derece dikkat etmesi gerekir: 'Kim insanların hoşnutsuzluğu pahasına Allah'ı râzı ederse Allah ona yeter ve onu insanlara muhtaç etmez. Kim de Allah'ın hoşnutsuzluğu pahasına insanları râzı ederse, insanların Allah'a karşı ona bir faydası olmaz. Allah kimi hidâyet ederse, kime gideceği yolu ilhâm ederse, kimi nefsinin şerrinden
Yine Şeyhulislâm şöyle demiştir: "Demek ki lezzeti ve sevinci içerisinde barındran imanın tadı, kulun Allah'ı kâmil manada sevmesinden sonra meydana gelmektedir. Bu kâmil manadaki sevgi de üç husus ile hâsil olur: Allah sevgisini kemâle erdirmek, kalpte başkasının sevgisine yer vermemek ve bu sevgiye zıt olan şeyleri def etmek. Allah sevgisini kemâle erdirmek, Allah'ı ve Resûlünü onlardan başka her şeyden daha çok sevmektir. Zira Allah'ın ve Resûlü'nün sevgisinin aslının bulunması yetmez, Allah ve Resûlü'nün onların dışındaki her şeyden daha çok sevilmesi de mutlaka gerekir."
Artık insanlar arasındaki kardeşliklerin çoğunun sebebi dünyalık olmuştur. Oysa bu ehline bir fayda sağlamaz" Yani kişi, içindeki iman davetçisi zayıfladığı zaman dünyalıklarını sever, dünyalık için sever, dünyalık için kardeş olur. Bu insanların çoğunda görülen bir durumdur. Dünyalıklarını severler. Sevdikleri şeyleri Allah'ın ve Resûlü'nün sevdiği şeylere tercih ederler. Bu ise kişiye bir şey kazandırmaz. Aksine hem dünyada hem de âhirette zararı dokunur. Vallâhu'l Müsteân.
"Yıldızlara bakan kimseler" Yani yıldızların astrolojik anlamda bir tesirlerinin olduğuna inananlar. Burada, Allah'ın kitabında ya da Resûlü'nün sünnetinde doğruluğu bildirilmeyen her türlü ilimden sakınmak gerektiği anlaşılmaktadır. Yıldızlara bakmak yasaklanmıştır. Astroloji ile uğraşan kimselere yakın olmaktan, onlara soru sormaktan ve haber verdikleri bâtılları tasdik etmekten sakındırılmıştır. Bu gibi işlere kanan ne çok insan vardır!