Kendimizi başkalarının kolayca saldırabileceği uygun bir hedef olarak görüyorsak, birinin ya da bir şeyin bize acı çektirmeye kastetmiş olduğunu düşünmemiz çok doğaldır:
Bana ne kadar ilerleme kaydettiğimi soruyorsun? Kendi kendimle dost olmaya başladım. Bu gerçekten de büyük bir meziyet; ...emin ol, böyle bir adam bütün insanlıkla dost olabilir.
Kimse size bu geceyi çıkarabileceğinize dair söz vermedi -hayır, çok uzak bir gelecekten söz ettim- kimse size bu saati çıkarabileceğinize dair söz vermedi.
Bütün bunlara karşın, bu ayrıcalıklı insanlar inanılmaz derecede öfkeliydiler. 'Varlıklı olmak öfkeyi körükler,' diye yazmıştı Seneca, hayat umdukları gibi gitmedi diye öfke-den deliye dönen varlıklı arkadaşlarını gözlemledikten sonra
Arzuladığımız bir şeyi her elde edemediğimizde öfkemize yenik düşmeyiz; aslında, o şeyi elde etmenin bizim en doğal hakkımız olduğunu düşündüğümüz halde onu elde edemezsek öfkeleniriz. En büyük öfkeyi de, varoluşumuzun temeli olarak algıladığımız kuralları yıkan olaylarla karşılaştığımızda duyarız.