Çok kitap okudum...
Yine de bütün alaylılar gibi ne anladığımdan asla emin olamıyorum. Bir gün oluyor tüm bilgiyi bir bakışta kavramışım gibi geliyor. Sanki aniden görünmez dallar doğuyor ve kendi aralarında benim tüm dağınık okumalarımı birbirine bağlıyormuş gibi oluyor. Sonra anlam aniden gizleniyor, özü kaçırıyorum ve aynı satırları boşuna tekrar tekrar okuyorum. Her okuduğumda anlamı biraz daha kaçırırken, kendimi mönüyü dikkatli okuduğu için karnının doyduğuna inanan yaşlı bir deli sanıyorum.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bazı insanlar inceledikleri şeydeki içkin yaşamı ve soluğu kavramakta yeteneksizdirler ve insanlar sanki otomatmış gibi, şeylerin ise sanki hiç canları yokmuş da keyfi esinlerle söylenebilecek şeylere sığarlarmış gibi söylevde bulunarak geçirirler ömürlerini.
Bu çocukların çoğu daha onyedisinde bile değildir, oysa onlardan istenen, filozofların kafasını bir ömür boyu kurcalayan şeyi birkaç hafta içinde yapmalarıdır. Yani: içlerindeki yaşam tutkusunu toparlayıp ölümle yüzyüzeyken ona bir anlam kazandırmak.
Mutluydum, ancak “mutlu” yetişkinlere özgü bir sözcük. Mutlu olup olmadığını sormazsınız bir çocuğa, çünkü görürsünüz. Ya mutludur ya değildir. Yetişkinler mutluluktan söz ederler, çünkü değildirler. Bu konuda konuşmak, rüzgârı yakalamaya çalışmak gibi bir şeydir. Bırakın her yanınızda essin, çok daha kolay değil mi? Filozoflarla yolum tam da burada ayrılıyor zaten. Tutkulu şeylerden söz ederler ama içlerinde tutku yoktur. Bir filozofla tutku hakkında hiç konuşmamalı.