Oynanmıyormuş gibi oynanması gereken, oyuncularının saklanabildikleri kadar saklandıkları, her iki tarafın da kendisini habersiz yaptığı bir oyun oynuyorduk. Bildik sözcükler kullanıyor ama onlara yeni anlamlar yüklüyor, sıradan anlamlarla şifreli anlamlar arasındaki gerilimli alanda yürüyorduk.
Böylesi bir hızla aşık olunuyorsa, bunun nedeni belki aşık olmak arzusunun, aşık olunan kişiden önce gelmesidir- gereksinim, kendi sonucunu doğurmuştur. Aşığın ortaya çıkması önceden duyulan (ama hemen bütünüyle bilinçaltında yatan), birisine aşık olmak gereksiniminin ikinci bir evresidir yalnızca - aşk açlığımız o birisinin özelliklerini şekillendirir, arzularımız onun üzerinde billurlaşır.
Her aşık oluş (Oscar Wilde'a kulak verecek olur sak) umudun kendini bilmişliğe karşı zaferidir. Kendimizde gördüklerimizi, onda görmemeyi umarak aşık oluruz - yani korkaklıklarımızı, zayıflıklarımızı, tembelliğimizi, sahtekarlıklarımızı, verdiğimiz ödünleri ve aşırı aptallıklarımızı. Sanırız ki seçtiğimiz kişinin çevresine aşk kordonunu sarınca içindeki tüm hatalardan arınacak ve tabii sevilesi olacak. Kendimizde göremediğimiz mükemmelliği buluruz ötekinde ve aşk yoluyla onunla birleşerek, (öyle olmayacağını bile bile) insanoğluna olan şüpheli inancımızı korumaya çalışırız.