F

“Kaptan Carver, Kuzey Amerikalı Kızıl Derililer’den şu kelimelerle bahsetti: ‘Şahsi İhtiyaçları uğrunda kullandıkları eşya dışında, mülkiyet onlara yabancı… Birbirlerine karşı son derece cömertler ve kendileri için fazla olan bir eşyayı ona sahip olmayanlara veriyorlar.’ Bir misyoner de şunları yazdı: ‘Son derece hayret uyandırıcı nokta şurası ki, karşılıklı münasebetlerinde, medeni dünyanın alelade insanları arasında görülmeyecek ölçüde nazik ve lütufkârlar. Bu da, şüphesiz, Aziz Chrysostom’un dediği gibi bizim kalplerimizdeki cömertlik ve şefkat hissini söndüren ‘benim’ ve ‘senin’ kelimelerinin bu insanların dilinde bulunmadığı için.’ Bir diğer müşahit de şunları ilave ediyor: ‘Ben onları, avlandıkları hayvanı kendi aralarında paylaşırlarken gördüm. Bir kerecik dahi, bölüşmenin hakkaniyetle yapılmadığını söyleyerek birbirleriyle münakaşa ettiklerini görmedim. Muhtaç olanın ihtiyacını karşılamayı ihmal etmekle suçlandırılmaktansa, aç yatmayı tercih ediyorlar… Hepsi, kendilerini bir büyük ailenin mensupları olarak görüyorlar.’”
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
“Medeniyetin gelişinden önce, beyaz gezginler, Afrikalı bir ‘siyah insan’a yiyecek ve giyecek verdikleri vakit, derhal diğerleriyle paylaştıklarını gördüler. Böylece, kendisine bir kat elbise hediye edilen bir ilkel adamın, bir müddet sonra sadece şapkayı giydiği, pantolonunu bir arkadaşına ve ceketi de bir diğerine verdiği görüldü.”
“Turner, bir Somoah’ya, Londra’daki fakir halktan bahsettiği vakit, hayrete boğulan ‘vahşi’ sordu: ‘Ne? Yiyecekleri yok mu? Arkadaşları yok mu? Oturacak evleri yok mu? Nerede büyüdüler?’”
“Tek başına yemeğine başlamak üzere, ormandaki ağaçlar arasında oturduğu vakit, ilkel insanın, karnı acıkan başkalarının da bulunup bulunmadığını öğrenmek üzere seslenmesi gerekirdi.”
“Gıda üzerindeki kominizim daha az yaygındı. ‘Vahşi’ler arasında, yiyeceği olanın olmayanla paylaşması olağandı; yolcular, kapısını çaldıkları herhangi bir kulübede karınlarını doyurabiliyor, kuraklıktan ötürü iyi mahsûl alamayan topluluklara komşuları yardım ediyordu.”