Gelgelelim, insanın temel dürtülerine, özellikle burada esinleyici dehalar ( ya da cinler ve periler-) olarak oyunlarını nereye kadar vardırmış olabilecekleri açısından bakıldığında, - hepsinin de en az bir kez felsefe yaptıkları ve içlerinden her birinin de kendini varoluşun nihai amacı ve diğer tüm dürtülerin meşru efendisi olarak göstermek istediği görülecektir.
Bir filozofun en sapa metafizik önermelerinin nasıl ortaya çıktıklarını açıklamak için: hangi ahlaka varmak istiyor o felsefe ( o kişi-)? diye sormakla iyi ve akıllıca bir iş yapmış olunur. O halde, felsefenin babasının, bir "bilgi dürtüsü" olduğuna inanmıyorum; aksine burada da her zamanki gibi başka bir dürtünün bilgiyi ve (yanlış bilgiyi) yalnızca bir alet olarak kullandığına inanıyorum.
Tüm filozoflara yarı kuşkuyla, yarı alayla bakmaya kışkırtan, ne kadar da masum olduklarının anlaşılması değildir - ne kadar da sıklıkla ve kolaylıkla yanılgıya kapılıyor ve yollarını şaşırıyor oluşları, kısacası çocuklukları ve çocuksulukları değildir - aksine, yeterince dürüst davranmayışlarıdır: öte yandan hakikatlilik sorununa uzaktan bile olsa değinildiğinde hepsi birden erdemli bir gürültü çıkartırlar.