Okumaya ayırdığı saatler sağlıklı bir düzine gözü bozacak kadar uzundu. Fakat onun gözleri güçlüydü ve son derece zinde bir beden tarafından destekleniyorlardı. Dahası, zihni nadasa bırakılmış bir toprak gibiydi. Hele kitaplardaki kuramsal, soyut düşünceler açısından zihni tüm yaşamı boyunca hep boş kalmıştı ve artık ekilme vakti gelmişti. Aklı daha önce inceleme araştırmalarla hiç yorulmadığından şimdi kitaplardaki bilgileri zihninin keskin dişleriyle ısırıp sıkıca tutuyordu.
Okuduğu birçok kitap huzursuzluğunun daha da artmasına neden oldu. Her kitabın her sayfası gerçeklik diyarına açılan bir gözetleme deliğiydi. Açlığı okuduklarıyla beslenip daha da artıyordu. Ayrıca nereden başlayacağını bilmiyordu ve sürekli hazırlıksız oluşunun ceremesini çekiyordu.
Martin kendini öğrencilerle kıyaslamaya başladı. Bedeninin kaslı yapısının daha bir farkına vardı ve fiziksel olarak onlardan üstün olduğuna kesin kanaat getirdi. Fakat onların kafalarının içi bilgiyle doluydu ve bu sayede kızın dilinden konuşabiliyorlardı – bu düşünce keyfini kaçırdı. Peki beyin ne işe yarar, diye hararetle sordu kendine. Onlar ne yapmışsa o da yapabilirdi. Onlar yaşamı kitaplardan okuyarak öğrenirken kendisi o yaşamı yaşamakla meşguldü. Onun beyni de en az onlarınki kadar bilgiyle doluydu ama o farklı türden bilgilere sahipti. O öğrencilerden kaçı bir halata düğüm atmayı ya da dümen tutmayı veya gözcülük yapmayı biliyordu?
Martin sigarasını yaktı, iyi geceler diledi ve yoluna devam etti. “Şimdi gel de sinir olma,” dedi alçak sesle. “Aynasız sarhoş olduğumu zannetti.” Kendi kendine tebessüm etti ve düşüncelere dalarak, “Sanırım öyleydim,” diye ekledi. “Fakat bir kadının yüzünün buna sebep olacağı hiç aklıma gelmemişti.”