Fulya

Fulya
@fulyafulya
7/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2025 10. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 22 Şubat 2025 17:41
Kayıp Kentin Radyosu, bir radyo programının adı. Kendisi de bir kayıp yakını olan Norma’nın sunduğu program, bir programdan çok daha fazlası aslında çünkü iç savaş sırasında annesini, babasını, oğlunu, kızını, sevgilisini, arkadaşını, kardeşini, eşini kaybetmiş yüzlerce insanın küçücük de olsa bir umutla aradığı bir program. Sadece birinin kendisini dinlemesine ihtiyacı olanlardan tutun da kaybettiği yakını “belki dinliyordur” umudu olana, bir kez görüp aşık olduğu adını bile bilmediği kızı arayandan tutun da birinin kaybettiği yakınıymış gibi davranan sahtekarlara kadar pek çok insan arıyor programı. Kitabın adı her ne kadar radyo programının adı ile aynı olsa da romanın ana odağı bu değil, roman daha çok iç savaşın bir ülkenin insanlarının hayatını nasıl mahvettiğini kişiler üzerinden anlatıyor, dağılan aileleri, yerli dildeki adları silinip yerine bir rakam verilen köyleri, askerlerle gerilla arasında savrulan ve korkan insanları, yerinden yurdun edilmiş kentin kenar mahallelerine yerleşmiş ne yapacağını bilmeyen cangıl insanını, babasız kalmış çocukları, oğulsuz kalmış anneleri, kocasız kalmış kadınları ve daha pek çok acıyı anlatıyor. Hikâye nefis, çeviri tertemiz olmasına rağmen kurguda bir şeylerin oturmadığını hissettim. Detay sevdiğimden, karakterlerin psikolojisini ayrıntısıyla öğrenmek istediğim için bu güzel öykünün daha derin olmasını, Rey’i, Victor’u, Zahir’i, Adele’i ve en çok da Norma’yı daha da yakından tanımak isterdim. Savaşın kıyıcılığını her ne kadar insanın canını yaksa da güzel bir kitap.
Kayıp Kentin RadyosuDaniel Alarcon · Ayrıntı Yayınları · 2013119 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
taşlardan dinle
10/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2024 100. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Aralık 2024 22:56
Taşların Anlattığı, belki de bu yıl okudum en şiirsel, en etkileyici metindi. Özellikle olup biteni taşlardan dinlemek, metne ayrı bir güzellik katmasının yanı sıra oldukça dokunaklı bir öyküyü çok dramatize etmeden anlatmanın çok zekice bir yolu gibi geldi bana. Kitabın ilk bölümü, ağabeyin hikayesi çok etkileyici bir bölümdü çünkü bilinenden çok farklı bir bakış açısı sunuyordu. Aslında var olan bakış açısını tam tersine çeviriyordu demek daha doğru olur sanırım. Zira engelli kardeş, ağabeyine sırf var oluşu ile bambaşka bir bakış açısı sunuyordu. Bu sadece bu durum için değil pek çok durum için de geçerli olan; alışılageldik bakış açılarının üzerinde düşünülmesi gerektiği, tam tersinin belki de daha doğru olabileceği ya da herhangi bir canlının ya da bir şeyin eğer bakmasını bilirsek bir öğretmen olabileceği gibi çeşitli açılımlar sunan çok kıymetli bir düşünme biçimi bence. Kitap ayrıca üç kardeşin aynı duruma verdikleri farklı tepkileri, onların ileride dönüşecekleri insanları nasıl biçimlendirdiğini de çok etkileyici bir biçimde anlatıyor. Çok severek okudum bu şahane kitabı. Gerçekten çok çok iyi bir metin okumak isteyenler için büyük bir ziyafet.
Taşların AnlattığıClara Dupont · İletişim Yayınları · 20262,535 okunma
9/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2024 88. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Kasım 2024 23:02
Bir anda tüm hayatının rutin bir çizgide ilerlediğine ve çok sıkıcı olduğuna kanaat getiren Standish, eşi ve iki çocuğunu bırakıp bir yolculuğa çıkar. Dönecektir elbette, sadece biraz yalnız kalmaya, kendini dinlemeye ihtiyacı vardır. Yolculuk ona iyi gelir, kendisini yaşam coşkusuyla dolu hissetmeye başlar. Öyle iyi hissediyordur ki doğada var olan her şey mucize gibi görünür, gün doğumlarını ve gün batımlarını izlemeye bayılır, güneşin denizi ve bulutları boyadığı renklere hayran olur. Gün doğumunu izlemek istediği bir sabah vakti gemi çalışanlarının çöp döktüğü tarafa gider, yere bulaşan yağa basarak kayar ve denize düşer. Seslenmek aklına gelene kadar bir süre kalakalır suyun içinde. Seslendiğinde ise gemi uzaklaşmıştır. Standish, beyefendi olmanın her şeyden önemli olduğu anlayışıyla yetiştirilmiştir. Denize ilk düştüğünde hissettiği şey korku değil utançtır mesela. Onun gibi birinin böyle aptalca bir hata yapmasını utanılacak bir durum olarak tanımlar. Seslendiğinde bağıramaz zira ailesi onu bağırmadan konuşacağı biçimde yetiştirmiştir, bağırmak kabalıktır. Bu yüzden nasıl bağırılacağını bile bilmez Standish. Gemi uzaklaştıkça onun kah umut kah umutsuzluk arasında seyreden düşüncelerini okuruz. Standish umutludur çünkü gemide herkesle iyi arkadaş olmuştur, onların hayatında ufak da olsa bir yer kapladığını düşünür ve mutlaka onlardan birinin, yokluğunu fark edeceğini, geminin dönüp kendisini arayacağını düşünür. Oysa gemide o sabah işler rutin dışına çıkmıştır. Kimse akşama kadar fark etmez onun yokluğunu. Standish herkesin kendi dünyasının merkezi olduğu ve aslında kimsenin kimseye pek o kadar dikkat etmediği bilgisinden mahrum bir şekilde, hiçbir şeyin yokluğunu çekmeden büyümüş biridir. Rahat bir yaşama doğmuş ve öyle büyümüştür. "Doğanın yöntemi buydu,
Edebiyat
Gemiden Düşen AdamHerbert Clyde Lewis · Holden Kitap · 2024709 okunma
Hem var eden hem yok eden: Aşk
8/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2024 87. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Kasım 2024 20:08
Bir kadın ne kadar sevilebilirse o kadar çok sevmiş eşini Michel. Öyle ki ancak onun varlığıyla var olduğunu hissetmiş, o varsa dünya var olmuş onun için. Ve gün gelip eşi Yannik kansere yakalandığında ve en nihayetinde hayata veda ettiğinde Michel için dünya anlamını kaybetmiş, boş ve saçma bir yere dönüşmüş. Çünkü Michel var oluş sebebini kaybetmiş. İnsan her daim hayata tutunmak için bir yol arayan bir şey taşır içinde. Tesadüfleri işaret sayar bu yüzden, belki de gerçekten birer işarettirler. Michel tuhaf bir şekilde taksinin kapısını açarken Lidya'ya çarpar. Umutsuz, mutsuz ve çokça dağılmış iki insan arasında nasıl bir sohbet vuku bulursa o ikisi arasında da öyle anlamsız gibi görünen ama içinden acı sızan, hissettikleri anlamsızlığı ve saçmalığı gün yüzüne çıkaran tuhaf sohbetler geçer. Michel bir "yardımlaşma" teklif eder Lidya'ya. Bu bir arkadaşlık ya da aşk vaadi değildir, iki yaralı insanın birbirine yardım etmesi için sunulan bir tekliftir. Lidya karasızdır ve daha da beteri çok daha umutsuzdur. O da Michel gibi sevdiklerinden yaralanmıştır çünkü. Bir kazada küçük kızını kaybetmiş, arabayı kullanan eşi ise tüm dil yetilerini yitirmiş bir adama dönüşmüştür. "Aşk nasıl bizi var ediyorsa, gün gelir öyle de yok edebilir"in hikayesini okuruz kitapta ve güzel haber şudur ki nasıl dağıldıysak, nasıl habeye döndüysek yine aşkla toparlanabileceğimizin, küllerimizden yeniden doğabileceğimizin de öyle. Çok severek, çok hüzünlenerek okudum bu güzel kitabı.
Kadının IşığıRomain Gary (Emile Ajar) · Can Yayınları · 2015735 okunma
katilimizin kim olduğunu bilmiyorduk
9/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2024 85. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Kasım 2024 19:34
Savaş, binlerce insanın canına mal olan, ülkeleri, şehirleri yaşanmaz hale getiren ve birilerinin açgözlülüğü yüzünden yok yere çıkarılan korkunç bir şeydir. Çoğu zaman savaşları tek tek bireylerin neler yaşamış olabileceği üzerinde değil, bir bütün olarak düşünürüz. Anız Ateşleri, bu bütünün küçük bir parçası olan bir askerin gözünden savaşı anlatıyor. İnsan kendi başına kocaman bir alem ise eğer, onun yaşadıkları üzerinden varın siz düşünün savaşın dehşetini. Kendinizi şu durumda hayal edin; Ülkeniz tarafından hiç tanımadığınız bir ülkeye yollanmışsınız. Birliğiniz yenilmiş, erzağınız azalmış ve üstüne üstlük vereminiz iyice azmış. Komutanınız sizi artık işe yaramaz bir nesne gibi gördüğü için yanınıza birkaç patates vererek hastaneye gitmenizi söylüyor, gittiğiniz hastane ise hastalığınızın hastaneye yatacak denli ciddi olmadığı gerekçesiyle sizi geri yolluyor. Her ikisi de sizi artık istemiyor. İnsanlığın öldüğü iki duraktan geçiyorsunuz böylece. Sonra sizi alsın diye önünde beklediğiniz hastane bombalanıyor, artık tek başınızasınız. Bir yanda düşman askeri, bir yanda sizden nefret eden sizi yerli halk. Tüm kitap Er Tamura'nın o korkunç hayatta kalma çabasının ve insanlığın en çok da savaşta öldüğünün korkunç hikayesinden oluşuyor. Savaş gerçekten hem aptalca hem de çok korkunç. Bunu anlatan en güzel alıntılardan biri de şu sanırım, "Bizler öldürüleceğimiz anda bile katilimizin kim olduğunu bilmiyorduk." Bu işte tam tanımı savaşın, hiç tanımadığın, daha önce hiç görmediğin ve dolayısıyla kişisel bir nefretinin olamayacağı bir insanın katili olmak ya da daha önce hiç görmediğin ve dolayısıyla kişisel bir nefretinin olamayacağı bir insan tarafından öldürülmek. Bu kitabı, savaşın tek tek insanlara neler yaptığını görsün ve anlasın diye savaş meraklılarının
Anız AteşleriShohei Ooka · Jaguar Kitap · 2022284 okunma