Kayıp Kentin Radyosu, bir radyo programının adı. Kendisi de bir kayıp yakını olan Norma’nın sunduğu program, bir programdan çok daha fazlası aslında çünkü iç savaş sırasında annesini, babasını, oğlunu, kızını, sevgilisini, arkadaşını, kardeşini, eşini kaybetmiş yüzlerce insanın küçücük de olsa bir umutla aradığı bir program. Sadece birinin kendisini dinlemesine ihtiyacı olanlardan tutun da kaybettiği yakını “belki dinliyordur” umudu olana, bir kez görüp aşık olduğu adını bile bilmediği kızı arayandan tutun da birinin kaybettiği yakınıymış gibi davranan sahtekarlara kadar pek çok insan arıyor programı.
Kitabın adı her ne kadar radyo programının adı ile aynı olsa da romanın ana odağı bu değil, roman daha çok iç savaşın bir ülkenin insanlarının hayatını nasıl mahvettiğini kişiler üzerinden anlatıyor, dağılan aileleri, yerli dildeki adları silinip yerine bir rakam verilen köyleri, askerlerle gerilla arasında savrulan ve korkan insanları, yerinden yurdun edilmiş kentin kenar mahallelerine yerleşmiş ne yapacağını bilmeyen cangıl insanını, babasız kalmış çocukları, oğulsuz kalmış anneleri, kocasız kalmış kadınları ve daha pek çok acıyı anlatıyor.
Hikâye nefis, çeviri tertemiz olmasına rağmen kurguda bir şeylerin oturmadığını hissettim. Detay sevdiğimden, karakterlerin psikolojisini ayrıntısıyla öğrenmek istediğim için bu güzel öykünün daha derin olmasını, Rey’i, Victor’u, Zahir’i, Adele’i ve en çok da Norma’yı daha da yakından tanımak isterdim. Savaşın kıyıcılığını her ne kadar insanın canını yaksa da güzel bir kitap.