“Kürk Mantolu Madonna” Hakkında Bazı Mülahazalar
Okuduğum kitaplarda beni en çok cezbeden şey anlatıdan ziyade yazarın iç dünyasına duyduğum tecessüstür. Bu bağlamda biraz Sabahattin Ali'nin hayatına da değineceğim bilahare.
Bir kapı daha aralanıyordu belleğimden içeri. Meçhul bir kuvvet çağırıyordu beni Raif Efendi'nin gizemli dünyasına. Kitabı aldığım günden itibaren okumak için sabırsızlanmış; bilme, tanış olma vaktinin gelmesini beklemiştim heyecanla. Nihayet vade dolmuş ve kapıdan içeri girmiştim bile.
İlk satırlarda kahramanları tanırsınız ve sonra kitap sizi içine çekmeye başlar ya hani, her zaman olduğu gibi. Hatıra defterinin zuhur etmesinden itibaren emsalsiz bir ahenge kapıldım ben de, zihnimde latif bir gevşeme hâsıl oldu. Çekim gücüne karşı koyamadım ve kapılmaya başladım çünkü çoktan manyetik alana girmiştim bile.. Raif Efendi’nin günlüğünün içine daldıktan sonra içimdeki duygular kıpraşmaya başladı. Olayın vuku bulmaya başladığı ilk zamanlarda biraz soğuk buldum açıkçası. Hani aşkı hakkı ile anlatamamış diye düşündüm çünkü Maria Puder'den aşkın kutsallığına dair her hangi bir iç konuşma ya da bir iz bulamamıştım. Arıyordum o istediğim hissi daha tam olarak verememişti öykü bana. Ne zaman ki Raif Efendi memlekete döndü işte o zaman içim yavaş yavaş ezilmeye başladı. Sonra düşündüm kendi kendime insan kendine acı vermekten zevk alır mıydı? Bu da başarılı bir romanın sırrından olsa gerek. Her neyse hikâyenin sonunda tersinden akan bir ırmağa döndüm. Beni oldukça şaşırtıp hüzne boğan Maria Puder'in başına gelenler, Raif efendinin iç dünyasına çekilip dışarıdaki şaşalı kalabalığa inat kabuğunun içinde tek başına yaşaması bana -Yalnızlık aslında tek başına mı olmaktır, yoksa tek başına mı kalmaktır? Yalnızlık aslında seni anlamadıklarında…- dedirtti. Raif