Bu eseri okumak, benim için hem bir filmi seyretmek hem de olayın içinde yaşıyormuşum gibi hissetmekle ilerledi. Hem çok keyif alarak hem de çok düşünerek sayfalar önümde aktı. Yazar için ‘edebiyatı konuşturmuş’ desem abartmış olmam sanıyorum. Yazım kuralları, noktalama işaretleri gibi bildiğimiz temel esasları yok sayarak, karşılıklı konuşmaların tümünü virgül ve noktalarla sürdürüyor. Bu sebeple kitap, başta yadırgayabileceğiniz fakat sonrasında alışıp normalleşecek bir düzende ilerliyor.
Körlüğün bizim gözümüzde değil de esasen ‘aklımız ve kalbimizde olması’ zihnimize dökülen ve bizi düşünmeye iten ana fikir. Bunu hikayeleştirerek bir olay bütünüyle bu kadar sağlam bir kalitede anlatmak ve okuyucuyla her anlamda gerçek ve hayal çizgisinde bir bağ kurmayı başarmanın takdire şayan olduğunu düşünüyorum.
Bir salgın (körlük salgını) ile başlayıp ilerlemiş olan olay örgüsü; baştan sona yaşananları, konuşmaları, davranışsal durumları, insanların gelişen olaylar içerisinde ki tutumlarını tek tek düşünmemize ve hem sunulan hikayeyi hem de onun içerisinde bize asıl düşünmemiz, fark etmemiz gerekenleri bir yaraya parmak basar gibi gösteriyor.
Körlük, yazara ait okuduğum ilk eser ve diğer eserlerini de kesinlikle okumayı düşünmeme vesile olduğu başarılı bir yapıt. O sebeple bence tam olarak bu eserle Jose Saramago’yu tanımanızı öneririm :))