Bazı şeylerin anlamı ortaya çıktığında, o şeylerin kendileri çoktan yitmiş oluyor Şebnem. Biz aslında kaybettiklerimiziz. Kendisi kaybolunca anlamı parlayan şeylerle kuşatılmış durumdayız. Bu anlam birikintisi, aslında hayatla ilgisi kesilmiş olduğu için anlamsızlığa matuf.
Görüyorsun ya, tüm sözlerim, zavallılığa dönüşmüş bir samimiyetten geriye kalan ve ağıt izlenimi uyandıran gevelemelerden ibaret.
Aslında tüm insanlığı ilgilendiren bunca belirsizlik içinde yalan da önce ihtişamını, sonra da görülebilirliğini kaybetti.
Doğrunun önemi kalmayınca, yalanı ancak kendine söyleyebilirsin. Kendini bulabilirsen tabii.
Şebnem çok saçmaladım, bağışla.
İnsanın kalbi darmadağın olunca, kafası da karışıyor.
Mümkünse, söylediklerimi unuturken beni aklından çıkarma.
Huşuyla öpüyorum.
Müntekim
O gün anladım ki, avarelik büyük bir konsantrasyon gerektiriyor... Teknolojik uygarlık, emniyeti dışlıyor. Her birimiz, suikaste layık olmadığımızı ispatlama geyretindeyiz. Yabana atılmak da istemiyoruz. Sıradanlığın garantilerinin peşindeyiz. Mezbahaya giden yolda güdülürken bize gösterilen iyi muameleye fitiz. Bayağılık ile dostluk arasındaki zıtlığın hakkını veremiyoruz. İzimizi süren cellat ile cankurtaranın yarışında, cellat üzerine bahse giriyoruz. Başkalarının felaketinde eğlence, kendi mahvımızda avuntu buluyoruz. Varlığımız, metropolde güncellenen dehşete bir katkı payı anlamı taşıyor. Korkunun tüm o klişelerini, terörün sürprizleri örtbas ediyor. Aşırılıklar, dengesizliğimizi kamufle ediyor. Mezarına geri dönmek için 'can atan' fakat yolunu kaybetmiş zombileriz. Kaosun dalkavuklarıyız!