Ne olurdu bir kez ağızdan çıkan sözün geri dönüşü olsaydı. Gök kubbeye zerreler halinde ve sonsuza değin dağılan harflerin gösterdiği sesleri toplamak, ne olurdu sözü geri almak, mümkün olsaydı.
Yükselişin son noktası aynı zamanda düşüşün başlangıcıydı. Çünkü, sadece uçabilenlerin mekanı olan gökler, yükselmeye ya da inmeye izin veriyordu da bir nokta da sabit kalmaya izin vermiyordu.
Niyet kalpteydi, kelâm nefeste. Kelâm düşünmenin eseriydi, düşünme kelâmın, sonra her ikisi de aklın. Degilmi ki Allah'ın varlığını ve ona ait bahisleri, vahyin izin verdiği dairenin içinde de olsa, aklın ve mantığın yolu ile kavrayan ilmin adıydı İlm-i Kelâm. Sözün kaynağı ilahiydi, mucizeydi ama her mucize gibi akla hitaben indirilmişti.
Onu severken anladım güzelliğin ne olduğunu. Akşamın kısacık vaktinde, şahitlik eden parmağıma batıp da, zor şartlarda abdestimi bozan gülün dikenini sever gibi sevdim onu. Sonra, vaktin çıkmasına çok az kala yeniden bulduğum bir suyu sever gibi.