Tek başımayım, bundan şikayet edecek değilim, kendimle baş başayım. Kendimle hiç baş başa kalamayabilirdim, işte o zaman sonsuzlukta kaybolmuş olurdum.
Binlerce anı dolanıyor zihnimde, onları ayıklayıp bir sıraya dizmiyorum, bu yüzden de bir türlü gerçek olduklarından emin olamıyorum. Gerçek anı ile uydurulmuş anı arasındaki sınır bulanıklaşıyor.
İngilizler yalnızlıktan söz ederken iki farklı sözcük kullanıyorlar. Loneliness, "kişinin kendi seçimi olmadığı halde yalnız olması" ile Solitude, "kişinin kendi seçiminin sonucu olarak yalnız olması."
Fransızcada iyi ya da kötü her iki duruma da işaret etmek için tek bir sözcük kullanılıyor, iki tane olmasına gerek de yok zaten, insanların yüzünden hangisi olduğu okunuyor. Fransızcada İngilizlere özgü o soğukkanlılık yok.
Denizin önünde yalnızım, beni beklediği izlenimine kapılıyorum, sularının yalnızca benim için buraya kadar geldiğini düşünüyorum.
Deniz, Monet'nin fırçasından çıkmış gibi duran muhteşem ışık yansımaları ve Debussy'nin notalarını andıran çırpıntı sesleriyle sürekli beni büyülemeye çalışıyor sanki.