Dingin gökyüzünün altında, bu mezarların yanında biraz oyalandım. Fundalıklar ve sümbüller arasında uçuşan pervaneleri izledim, otları hışırdatan hafif rüzgarı dinledim ve insan, bu dingin toprağın altında uyuyanların nasıl olur da huzursuz bir uyku içinde olduklarını düşünebilir, diye şaştım.
Bana göre ise en büyük mutluluk, batı rüzgarı eserken, gökte de pamuk gibi beyaz bulutlar uçuşurken, hışır hışır eden yemyeşil bir ağaçta sallanmaktır. Sonra, yalnızca tarlakuşları değil, ardıçkuşları, karatavuklar, ketenkuşları, gugukkuşları, hepsi bir ağızdan ötüşmelidir; uzaklarda serin gölgeli koyaklarıyla uzanan bozkır, ama yanı başımda da meltemle dalgalanan öbek öbek çayırlar, ormanlar, çağıl çağıl akan sular bulunmalı ve tüm yeryüzü uyanık, dipdiri olup neşeden coşup taşmalıdır.
Bilmem bu bana özgü bir şey mi, ölünün başında beklerken kendimi mutlu hissetmediğim zamanlar pek azdır;ama yanımda çılgın gibi ağlayıp sızlayarak yas tutan birinin bulunmaması koşuluyla. Ölü odasında ne yeryüzünün ne Cehennem'in bozamayacağı bir huzur bulurum; ölüm sonrası sonsuz, gölgesiz bir yaşam olduğu kanısı kesinleşir içimde; ölenlerin önünde artık sonsuzluk vardır. Orada yaşam sonsuz, sevgi sonsuz, zevk de neşe de sonsuzdur.