Babam, iki tür idam mahkûmu olduğunu söylerdi; bazıları ağlar, kendini yere atar ve giyotine kadar sürüklenmeleri gerekir, bazılarıysa emin adımlarla, korkmuyormuş gibi görünerek giderdi.
Sanırım babam ikinci gruptan olurdu. Ölmekten korkmazdı, kanıtıysa çürümüş ciğerleriyle içki ve sigara içmeye devam etmesiydi.
Ayşe Kulin’in tarihi kurguyla harmanladığı romanları sevenler için yine güçlü bir eser. Roman, Abdülaziz’in bir darbeyle tahttan indirilmesiyle başlıyor ve Osmanlı sarayının karanlık yüzünü gözler önüne seriyor. Saray içindeki hainlikler, entrikalar, Ali Cengiz oyunları; ölüm, intihar ve sürgünlerle örülü bir dönem anlatılıyor.
On altı yıllık saltanatın ardından haksız bir darbeyle indirilen Abdülaziz’in akıbeti, ardından tahta geçen yeğeni V. Murat’ın, amcasına yapılanlardan duyduğu pişmanlıkla akıl sağlığını yitirmesi; Abdülaziz’in intihar süsü verilmiş ölümü ve bunun doğurduğu intikam duygusu romanın merkezini oluşturuyor.
Dili ve anlatımı son derece güçlü. Ancak okurken zaman zaman soy bağları kafa karıştırabiliyor; “Bu kimdi?” diyerek önceki sayfalara dönmek gerekebiliyor. Buna rağmen karakterler zihinde netleştiğinde özellikle ikinci bölüm adeta su gibi akıyor.