İnsanın kendi çocukluğuna yaptığı yolculuğu, çocukluk haliyle konuşmasını ve çocukluğun gerçekten geride kalıp kalmadığını sorgulatan, insanın kendi geçmişiyle yüzleşmesini farklı bir kurgu üzerinden anlatan etkileyici bir kitap. Kısaca diyebiliriz ki çocukluğuna geri dönüp kendini anlamaya çalışan bir adamın hikayesi.
Kitapta, psikoz yaşayan Vidar’ın deliliğe sürüklenişi etkileyici ve özgün bir kurgu ile anlatılıyor. Öğretmen olan Vidar, bir sebeple açığa alındıktan sonra evinin bodrum katında, çocukluğunun geçtiği yazlık evden kalan eşyaları karıştırırken eski bir telefon rehberi buluyor ve listedeki numaraları aramaya başlıyor. Aradığında ise karşısına kendisi, annesi, babası ve ablası çıkıyor. Tarih hep aynı: 17 Haziran 1986. Bana kalırsa, psikoz ile deliliğe sürüklenme var kitapta. Yazar bunu açık açık söylemesede okuyucunun bunu keşfetmesine bırakmış.
Peki o gün ne oldu da Vidar her aradığında aynı güne bağlanıyor? Yazar geçmiş, hafıza, aile ilişkileri ve insanın kendisiyle hesaplaşması üzerine, sürükleyici kurgusu ve akıcı diliyle merak duygusunu canlı tutuyor. Sadece finali beni pek tatmin etmedi, bu bu kadar sürekleyici ilerleyip sonu sönük kaldı, daha iyi bitebilirdi. Yazarın Malma İstasyonu kitabını daha önce okumuştum. Bu kitabını daha çok beğendim. Puanım 9/10.
Son olarak bence kitapta biraz Gece Yarısı Kütüphanesi esintileri var. Fantastik bir zaman yolculuğu kısmını özellikle çok benzettim.