2021'in başında almıştım bu kitabı. Basımı olmadığı için bulmakta zorlandığımı hatırlıyorum. İlk sayfalar pek sürükleyici değildi ve bilmediğim çok fazla kültürel öğeler ve farklı kelimeler vardı. Bu yüzden hiç huyum olmamasına rağmen “Anı romanları bana göre değilmiş.” diyerek yarım bırakmıştım. Neyseki geçtiğimiz günlerde ne okusam diye kitaplara bakınırken “Elveda Kızlar Ülkesi” gözüme çarptı yeniden. Ve hiç düşünmeden tekrar okumaya başladım. Kitabı yılın son günü bitirmiş olmam güzel tesadüf oldu. ️ Kitabı herkese tavsiye ederim. Diğer incelemelerde kitabın içeriğinden bahseden hatırı sayılır kişi olduğundan aynı şeylerden bahsedip durmayacağım. Sadece gerçekten zamanınızı vermeye değecek bir kitap olduğunu söylemek istiyorum. Yılın son günü bu kitap sayesinde yeni bir şey daha öğrendiğimi fark ettim. Bana göre değil diyerek bir köşeye attığımız tüm o şeylere her zaman bir şans daha vermeliymişiz. Bu kitaba bir şans daha vermeseydim güzel Namu'yla hiç tanışmamış olacaktım. Ve bu güzel, hüzünlü ama umut dolu öyküyü kaçırmış olacaktım. Keşke 2022'ye, Yangtze'nin doğusunda başlayıp Moso'ların Xienami dedikleri denizden üç bin metre yüksekte duran Ana göle kadar uzanan o güzel Moso ülkesinde girme şansım olsaydı. Kutsal dağ Gamu'nun, yani Ana Tanrıça'nın uzanmış figürünü uçsuz bucaksız olan Ana Göl'ün üstünde yükselirken görseydim. Kitabın sonunda “Umuyorum benim hikayem kendisini farklı hisseden insanlar için bir şey ifade eder.” diye yazmış Namu. Onun sonsöz'ünü okumak ayrı bir keyifliydi. Yang Erche Namu'nun hikayesinin benim için çok şey ifade ettiğini içtenlikle söyleyebilirim. Namu'da kendimden çok fazla şey gördüm. Ve bu sayede hâlâ beni anlayabilecek çok fazla insan olabileceğine dair tuhaf bir inanç kıvılcımlandı içimde. İnsanların aynılıkları beni