Okuma tarzımın dışına çıktığım bu kitap bana çok farklı bir yolculuk yaptırdı. Başta anlamakta güçlük çektim olayları çözmeye çalıştım. Çünkü düş ile gerçeğin çizgisindeki bu kitapta tıpkı rüyalarımızda gördüğümüz gibi kopuk kopuk iç içe geçmiş hikayeler yer alıyor. Bu hikayeler bir şekilde ana karakterlerle temas kuruyor. Tıpkı düşlerimiz de ne gördüğümüzü, zaman, mekan olmaksızın bir anda nerede olduğumuzu bilemeden konunun içinde bulunmamız gibi. Bu kitabın bir başka güzelliği ise benim için her hikayede bir hakikate değinmesi ama bunu cümle aralarında vererek okuyucunun çıkarım yapması oldu. İçerisinde osmanlıca kelimelerin çok olması okumayı zorlaştırabiliyor fakat akışı anlıyorsunuz. Sonu ise kitabı özetleyen asıl kısımdı. İnsanoğlunun düşlerinden, düşünce gücünden ibaret olduğunu anlatan bu kitabın okunması tavsiye ederim.
“Her insan şu ya da bu şekilde dünyayı okumalıydı. Kuran’ın kendisi peygamberin dünyayı nasıl okuduğuna bir örnekti ve onun ardında giden herkes, dünyayı onun gibi okuyup şehadetlerini yazmalı ve bunları başkalarına aktarmalıydı.”
“Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı…”