Sessiz bir iç istiyordu. "Aziz can, öyle herkesin kızdığına kızan, hoşuna gidene yapışan bir iç alem,
alem değil, sahradır, ot bitmez. Bir şey istemeyen ve bir şeysiz
yaşayanlara yanaşacak, yerleşecek, söyleşecek bir vadi, bir halı,
sedir yapacaksın kendini. Görmüyor musun insan nedir, şu garip mahluk nedir, bundan mı olmak, bunun güldüğüne, hevesine ortak, kızgınlığına maşa mı olmak istiyorsun? İsteme, bak
sende böyle olmayacak bir toprak, bunu isteyebilecek, istediğinde buna kavuşabilecek bir memba var," diyordu.
Bir kadın mı gördün, emin
ol ki o seni görmedi. Ama seni de gören biri var işte o gelecek,
ama sen onu gelenden saymadığın için geldiğini bile anlamayacaksın. Bekleyeceksin, sabrın da kıt olduğundan senden daha
evvel beklemeye başlamış birini hah diye alacaksın, daha eskinin hiç sesi çıkmaz, o yüzden onu mazlum, kendini galip zannedeceksin.
"Anlat bakalım Aziz can, ne oldu, ne gördün, önceden ne gördüydün, sen kimin nesisin, burada ne yapıyorsun, anlat. Kendini
tanıyor musun, kendini uyduruyor musun, inşa mı ediyorsun,
adamına göre hikaye mi yazıyorsun, keyfin yerindeyken daha
iyi biri değilken perişan mısın, keyfin kim, keyfin senin neyin
oluyor, efendin mi, seni keyfin hatta keyfinin kahyası mı şekillendiriyor, salağın biri seni beğenirse sen de kendini hatta onu
beğeniyor musun, anlat bakalım, neler oluyor,"
Üzülme, sana çizilen de bir insan daha
doğrusu beşer hayatıdır neticede, beşere de hayat yoktur. Beşer, yani şu durmadan şaşan ve kendine verilmiş şaşma hakkı-
na sevinen mahluk. İnsan şaşmaz Hüsseyn beşer şaşar, sen insan olmaya bak, hatta olamazsın, o olunmaz ama Yasin ol. Beşer, o hep şaşar ve bunun kendine özgülüğünden memnuniyet
duyar. Sen duyma, buna memnuniyet duyma."