📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
“Haykırmak istediğim çok şey var. Büyük kayıplar yıkacak değil bizi. Açıkça birbirimizle konuşamıyorsak ben ağlamak, bağırarak ağlamak için bahçenin yeşillikleri gerisindeki odama geçiyorsam, biliyor musun, ne güzel ağıtlar içinde uyuyakalmak?”
“İnsan doğayı dönüştürerek ondan bağımsızlaştıkça bilgisini de çoğaltmıştı; bilgisi çoğalınca düşünsel derinliği artmış, derinlemesine kavradıkça da doğaya daha fazla hükmetmiş ve ona hükmederken de “küçük dünyalar”ı kendisinin yarattığına inanmıştı. Aklının ermediği doğa olaylarının arkasındaysa, kendisinin dışında ama kendisine benzeyen bir başka güç aramıştı. Böylece insan, kendi suretinin bir benzeri olan Tanrı’yı yaratmıştı. Bir sarmal gibidir bu; biri olmadan diğeri de olamamaktadır.”
“Toplumsallaşmak demek, kurala, norma, düzene, disipline, ahlaka ve dolayısıyla iyiliğe, erdeme, kardeşliğe sahip ve ait olmaktı ve tabii ki bu, ilke ve kuralların yarattığı korkuya alışmak ve katlanmak demekti. Bu hem büyük bir gelişmeydi (çünkü topluluklar ve toplumlar bu temelde yerleşik hale gelmekteydi), hem de zihinsel bir yabancılaşma ve toplumsal farklılaşma demekti; ama bu aynı zamanda ruhsal dünyada izler bırakan zihinsel bir tramvaydı da.”
“Kalkın. Tüm ellerinizi uzatın bana. Tutmak istiyorum. Sizleri yemyeşil çimenler üzerine çıkaracağım. Soluk yüzlerinizi güneşlerle yıkayacağım. Irak ülkelere gideceğiz. Oralarda kara bir ay ağaçlar arasına akmış. Ağaçlar yüksek. Sık. Uğulduyorlar geceleri. Gün ışığını avuçlarımıza alacağız. Gelin. Kalkın. Uzatın ellerinizi.”