Kaan Ö.

Kaan Ö.
@gavroche
29 kütüphaneci puanı
125 okur puanı
Mart 2013 tarihinde katıldı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Sanatçısını, ahlakçısını, hukukçusunu, filozofunu milli, âlimini milletlerarası sayan bir kültür çevresi olamaz. Yaratılışın çağdaş kültürde üstün ve birleşik bütün işlemleri milletlerarası, bu seviyeye erişen milletlerden her birinin ona katılış tarzı millidir. Tekniği Batı'dan alalım, fakat ahlakımızda, hukukumuzda Şarklı kalalım diyemeyiz. Hatta tekniği, ilmi milletlerarası bir fikir piyasasından alalım, fakat sanatımız, felsefemiz milli olsun hiç diyemeyiz. Böyle bir milletlerarası piyasa yoktur. Ancak çağdaş ve birleşik faaliyetleri olan bir milletler seviyesi vardır. O seviyeye erişmek için sanatta da, hukukta da, ahlakta da, felsefede de ilimde de yaratıcı olmak gerekir. Bu değerlerde yaratıcı olamayan bir milletin milletlerarası piyasadan sanat örneklerini, hukuk şekillerini, felsefe eserlerini almasından bir sonuç çıkamaz. Hele bunların son yemişleri olan tekniği ve teknik ürünleri almasından hiçbir sonuç çıkamaz. Çünkü onları yapan, o üstün kültürün yaratıcılığını ve üreticiliğini sağlayan, dünya görüşü ve zihniyettir. Toptan bir dünya görüşü seviyesine varmadıkça, bu zihniyeti almadıkça, çağdaş kültüre girmek mümkün değildir. Bunun için, Yakın ve Ortadoğu'nun birçok modernleşme davranışları, bazıları küçük olan denemelerle ve beceriksizliklerle yüzyıllardan beri sürüp gitmektedir.
Sayfa 9 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Onun gibi zavallıların ayırıcı özelliği, yalnızca sağlıklarının değil, fakat hastalıklarının da pek bir değer taşımamasıdır. Doğa, böyle kişileri kabarık sayıda yaratmaktan tuhaf bir zevk duyar: Natura non fecit saltus, yani doğa hamleler yapmaz; geçişleri sever ve genelde dünyayı da ahmaklıkla sağlıklılık arasında bir geçiş evresinde tutar. Ama hukuk bilimi bunu göz önünde bulundurmaz. O, şöyle der: Non datur tertium sive medium inter duo contradictoria, yani: İnsan, ya hukuka aykırı hareket edebilecek durumdadır, ya da değildir, çünkü iki karşıtlık arasında bir üçüncüsü ve ortada olanı yoktur. İnsan, bu ehliyet sayesinde cezalandırılabilir, cezalandırılabilme niteliğiyle hukuki kişi olur, ve hukuki kişi olarak da hukukun kişilerüstü korumasından yararlanır. Bunu hemen anlamayan, askerlikteki süvari sınıfını düşünmelidir. Bir at ne zaman sürülmek istense kudurmuş gibi davrandığı takdirde, çok büyük bir özenle bakılır, ayaklarına en iyi sargılar sarılır, kendisine en iyi biniciler, en seçme yemler verilir ve çok sabır gösterilir. Buna karşılık bir süvari bir kusur işlediğinde, pirelerle dolu bir kafese kapatılır, yemeği azaltılır ve ellerine kelepçe takılır. Bu ayrımın gerekçesi, at yalnızca hayvani-ampirik evrenin bir parçası iken, süvarinin mantığın ve ahlâkın evrenine ait bulunmasıdır. İnsanın tinsel ve ahlâki nitelikleri sayesinde hukuka aykırı davranabilmesi ve bir suç işleyebilmesi, onun hayvanlar ve –özellikle belirtmek gerekir ki– akıl hastaları karşısındaki ayrıcalığıdır; ve insanı bir ahlâkı bulunan insan düzeyine ancak cezalandırılabilme niteliği yükselttiğinden, hukukçunun bu niteliğe sımsıkı sarılmak zorunda olması anlaşılır bir durumdur.
Yapı Kredi Yayınları
Bizler tarihimizde büyük adamlara sahip olduk ve bunlara, tıpkı hapishaneler ya da ordu gibi, bize ait bir kurum gözüyle bakmaktayız; böyle kurumlar varsa, onların içine birilerini tıkıştırmak da bir zorunluluktur. Bu nedenle, bu tür toplumsal gereksinimlere uygun düşen, belli bir otomasyonla, hep sırada kim varsa o içeri alınır ve verilebilecek kadar olgunlaşmış olan onurlar kendisine sunulur. Ne var ki bu onurlandırma, bütünüyle gerçek değildir; çünkü temelinde aslında onu hiç kimsenin hak etmediğine ilişkin, herkesçe bilinen inanç ağzını açmış esnercesine yatmaktadır, ve ağzın hayranlıkla mı, yoksa esnemek için mi açıldığını ayırt edebilmek güçtür.
Yapı Kredi Yayınları
Birileri Dostoyevski okumuş :)
"On dört artı on dört kaç eder?" diye soruyorlardı. Ve Moosbrugger de onlara düşünceli bir ifadeyle şöyle karşılık veriyordu: "Yaklaşık olarak yirmi sekiz ile kırk arası bir şeyler eder. " Bu "yaklaşık olarak" söylemi, ruh doktorlarını Moosbrugger'in onlarla alay etmesine yol açar biçimde zora sokuyordu. Çünkü aslında çok kolaydı; on dört artı on dört çıkış noktası yapıldığında yirmi sekize varılacağını Moosbrugger de bilmekteydi, ama yirmi sekizde kalmak gerektiğini kim söylüyordu??!
Yapı Kredi Yayınları