Bir defasında, ders çıkışı birlikte yürümeyi teklif etmişti. Ben çekindim. Neden öyle yaptım, bilmiyorum. Biz bir avuç köylüydük. Birbirine sokulan koyunlar gibi birlikte hareket ederdik. Bilenler bilir, koyunlar hava biraz ısınınca, birbirine sokulurlar.
Sanki birbirinin gölgesine sığınırlar ve beraber giderler bir yere gideceklerse, çoğu zaman da gitmemeyi tercih ederler.
“Kürstüler yine,” derdi anam. Bizim otlağımızda da kızgın bir rejimin kavuran rüzgârı esiyordu.
Sonra içerde ayak sesleri gitti, sonra ayak sesleri geldi hoyrat.
Sonra yine ayak sesleri gitti. Ve ayak sesleri geldi. Bir kelebek kanadı çırpınıyor gibi. Yürüyor mu, uçuyor mu ya da ne bileyim yüzüyor mu bu adımlar...
Mart gelir… Değil mi Arife?
Bahar dalı uzanıyor bak kış kurganından.
Kemerler, tonozlar altında köklerle kaplı bir sunak mı kalbimiz?
Yukarda bahar dalı, Köklere tutunup ışığa çıksak, olmaz mı?