Bazen gülüyorum ona… Çünkü durmadan soru soruyor. Ne sevdiğimi, neden sustuğumu, çocukken nasıl biri olduğumu, gece ne düşünerek uyuduğumu bile merak ediyor.
Ben de alışkanlıkla “sorgu meleği misin sen?” diyorum.
Ama sonra telefonu kapattıktan sonra uzun uzun düşünüyorum… Bir insan, kilometrelerce uzaktaki birini ancak gerçekten seviyorsa bu kadar merak eder.
Çünkü o bana hesap sormuyor aslında. Bana yaklaşmaya çalışıyor.
Sesimdeki küçücük değişimi fark ediyor. “İyiyim” dediğimde gerçekten iyi olup olmadığımı anlamaya çalışıyor. Bazı kadınlar konuşmak için konuşur… Ama o, ruhuma dokunacak yolu bulmak için sorular soruyor.
Ve bizim durumumuz farklı… Aynı sokakta yürüyemiyoruz. Aynı masada oturup sessizliği paylaşamıyoruz. Canımız yandığında birbirimize sarılamıyoruz.
Belki bu yüzden onun soruları bazen içime fazla dokunuyor. Çünkü uzun zamandır ilk defa biri beni gerçekten anlamaya çalışıyor.
Ve galiba ben ona yanlış isim veriyorum… O benim sorgu meleğim değil.
Altı yüz kilometre öteden bile kalbime ulaşmaya çalışan, sesimin içindeki kırgınlığı bile hisseden, sadece benim aşk meleğim olmaya çalışan bir kadın..