Hiçbir suç yükleyemedikleri için kitap okumak diye bir suç icat ettiler. Cehaletin övgüsünü yapıyorlar. Örgütlü cehalet bu ülkede çok güçlü. Sorsan kabul etmezler ama hepsi doğal olarak kültür- sanat düşmanı.
Ne garip, koca memleket öğrenci ve aydın avına çıktı. Yaşadıkları hayatın bütün zorluklarını bizim üstümüze yıkmaya çalışıyorlar, propaganda makinelerinin etkisi altındalar. Ne düşünmeye ne anlamaya güçleri var, hepsinden nefret ediyorum.
Kaderini bilmek. Meğer gelecek denilen o bulanık, o belirsiz perdenin bilinmeden kalması en büyük nimetmiş. Geçmişin net anılarını her gün içinde taşımak, geleceği fazla düşünmek ruhunu altüst ediyordu. Hayvanlar - o masum, geçmişi olmayan varlıklar- geçmişi hatırlamaz, geleceği düşlemezlerdi; belki de onlar bir şey biliyorlardı da soğuk duvarların arasındakiler bilmiyordu. Ama insan, yüzyıllardır kendi soyunu sanatla, felsefeyle, bilimle hayvandan daha iyi bir seviyeye yükseltmeye çalışmamış mıydı? Belki öyleydi, belki de bu insanlığın en büyük yanılgısıydı.
İşkence insanın buluşu. Tekerleği bulan o zeki, yaratıcı insan soyu, belki de tekerlekten önce işkenceyi icat ediyor. Hayvanlar aleminde böyle bir şey yok; ne içgüdüsel ne bilinçli. Öfkelenebilirler, hırlayabilirler, bir aslan kükrer, bir köpek dişlerini gösterir ama acı çektirmeyi bilmezler, çünkü onu icat etmemişler. işkence, insanın kötü zekasının sonucu; bir sanat gibi tasarlanmış, bir bilim gibi mükemmelleştirilmiş, bir zevk gibi kullanılmış. Hayvanlar öldürür, parçalar ama acıyı bir amaç haline getirmez. insansa bu dünyada hem mucit, hem kurban hem de cellat. İşkencenin hedefi, kurbanında, kendine acıma duygusu uyandırmak. Oysa bu korkunç bir tuzak; insan kendini eleştirebilir, üzülebili, yenilmiş hissedebilir, ama kendine acımak... Hayır, bu olmamalı. insan kendine acımamalı. işte işkenceciler bunu ister; ruhunu zayıflatıp seni kendi gölgene bağlamak.