"Hayatın kendi başına bir anlamı yoktur. Hayat bir anlam oluşturma fırsatıdır. Anlamın keşfedilmesi değil, oluşturulması gerekir. Anlamı, ancak onu oluşturursan bulursun. Orada bir çalının arasında durmuyor. Yani sağına soluna bakınca, biraz arayınca bulamazsın. O bulunacak bir kaya gibi durmuyor. O, oluşturulacak bir şiir, söylenecek bir şarkı, edilecek bir danstır. O senin kendinle münasebetine hastır.
Sen sen olduğun için ben değerliyim. Ben ben olduğum kadar dünyaya faydalıyım. Ben olmasaydım sen de olamazdın. Seni değerli kıldığım kadar ben de değerliyim. Sana verdiğim söz kadar kendime sadığım. Bana tanıdığın hak kadar özgürsün. Bana baktığında gördüğün sensin. Senin aynan temizse ben de temiz görüneceğim. Ben, beni keşfedersem senin değerini bilirim. Sen sen olarak ben de ben olarak birlikte yaşamaya ne dersin?"
"Sevgi ruhunu saran, seni tanınmayacak halde yakan büyük bir çalı yangını değildi. Sadece orada olmaktı, bu kadar basitti. Bir oturma odasında toplanmış birkaç kişinin, kim olduklarını, nereden geldiklerini ve neye inandıklarını temsil eden süslerle bir Noel ağacını süslemesiydi. Ne rüzgârın ne yağmurun... ne de bir zamanlar alevlenmiş bir tutkunun solmuş, suluboya anılarının. Hiçbir şeyin."
"Bir adama nihayet büyüdüğünü, gerçek aşkın havai fişekler altında tutkulu bir seks değil de sıradan bir pazar sabahı siz adet sancısı çekerken kocanızın bir bardak su, iki aspirin ve sıcak su torbası getirmesi olduğunu nasıl anlatırdınız?"