2 - MELEKLER GİBİ
Evlerin de hikayeleri vardır, biliyorum. Bazen çok sevdiğin birini özler gibi tutkuyla dinlersin o hikayeyi. Bazen hiç yokmuş ve aslında hiç olmamış gibi için burkula burkula..
Zamanında ne kadar mamur olsan da, unutulunca tükenip gidiyorsun belli ki. Merdivenlerden çıkıyorum, etrafı kavun kokusu sarmış.. Ki babaannem çok severdi. Bir de uzun hava başlıyor radyoda. Dedem biraz daha açıyor sesini..
Kapısı kilitli, pencereleri karanlık, içerisi buz gibi bir sessizlik dolu olan bu ev, seneler vardır ki böyle yalnız. Ayakta mı, yıkıldı yıkılacak mı belli değil. Zamanın çektiği cilanın arkasında, her şey o kadar canlı ki aslında...
...........................
- Gelmedin yine.., diyor.
Kafamı okuduğum kitaptan kaldırıyorum gülümseyerek. Üç somyalı bu ahşap odada, bahçeye bakan pencerenin önünde oturuyor babaannem.
- Kim gelmedi babaanne? Dedemi mi bekliyorsun?, diyorum.
Dedem öldü yıllar önce diyemiyorum. Beklemek boşadır bazen diyemiyorum. Sen de iyice tuhaflaştın ha diyemiyorum...
Bakışlarını bana çevirince binlerce göçmen kuş havalanıyor içimde. Yeşil gözleri ne zaman beni bulsa kendimi çırılçıplak hissediyorum. Düşündüğüm her şeyi ; noktasına, virgülüne kadar anlıyormuş gibi geliyor.
- Gelmedin yine.., diyor.
Kitabı kapatıp yanına gidiyorum, sarılıyorum ellerine.
- Gelecek mi babaanne?, diyorum.
- Gelecek, diyor, deden öyle söyledi..
Ah, diyorum içimden, sorgulamadan kabul ettiğimiz, inanmadan yaşadığımız, dokunmadan sahip olduğumuzu sandığımız öyle çok şey var ki..
- Peki babaanne, diyorum, anlat bana, kim gelecek? Çay hazırlayayım ona, yemek yapayım. Belki uzun yoldan geliyordur, acıkmıştır..
Gözlerimin ta içine bakıyor ; bu sefer de sen beni anla, der gibi. Öyle güçsüz hissediyorum ki kendimi..
Başlıyor anlatmaya...