Müslümanlar olarak ister ihmal edelim, ister ciddiye alalım, Kudüs her zaman " temel meselemiz" olarak kalacak.Tarihin ve coğrafyanın kilidi Kudüs'tür. Bundan kaçış olmadığı gibi, konunun ihmale gelir tarafı da yoktur.
638'de, şehri bizzat teslim almak için başkent Medine'den kalkıp gelen Halife Hz. Ömer, kendi adıyla tarihe geçen ünlü ahidnâmeyi "İlyâ halkına" diye imzalamıştı. Emevîler de şehri İlyâ olarak isimlendirmeyi sürdürdüler. Kubbetu's-Sahra’yı inşa ettiren Halife Abdulmelik bin Mervân, Şam ile Kudüs arasındaki mesafeyi gösteren taşlara ‘İlyâ’ ibaresini kazıtmıştı. Emevî döneminin ünlü şairi Ferezdak da şiirlerinde İlyâ'dan söz etmişti.
'Kudüs' ifadesi, ilk kez Abbasîler döneminin ilk yarısında basılan madeni paralar üzerinde görülür. Tarih kitaplarının ifadesine göre, Suriye bölgesi halkı bu dönemde, şehir için İlyâ ismi yerine "temiz ve pak" manasına gelen "el-Kuds" kelimesini tercih etmeye başlamış, böylece şimdiki Kudüs ismi yerleşmiştir. Kaynaklar, Irak ve diğer bölgelerdeki Arapların ise Kudüs'ü "Beyt-i Makdis" olarak anmayı sürdürdüğünü kaydediyor. Hz. Peygamber'in çeşitli hadislerinde de şehir hep "Beyt-i Makdis" atfıyla anılır.