Kimse kendini kötü biri olarak görmez
😇 İnsan zihni bazen eski bir tiyatro sahnesine benzer. Dekor değişir, ışık değişir, oyuncular değişir; ama oyunun özü aynı kalır. İnsan da çoğu zaman yaptığı şeyi değiştirmeden önce yaptığı şeyin hikâyesini değiştirir. Çünkü insanın kendini tamamen ‘zalim’, ‘bencil‘ ya da ‘vicdansız‘ biri olarak taşıması kolay değildir. Ruh, kendine bakabildiği görüntüyü korumak ister. Bu yüzden insan başkalarına söylediği yalanlardan çok, kendine anlattığı hikâyelerle yaşar. Birini kırdığında bunu ‘dürüstlük’ olarak anlatır. İnsan kullanmaya ‘hayatın gerçeği’, küçümsemeye ‘eleştirel düşünce’, acımasızlığa ise ‘güçlü karakter’ adını verebilir. Çünkü insan çoğu zaman davranışını değiştirmeden önce davranışının ahlaki anlamını değiştirir. Belki de insan ruhunun en ilginç taraflarından biri budur. İnsan her zaman gerçeği inkâr etmez. Bazen yalnızca gerçeğin adını değiştirir. İlk bakışta küçük görünen bu değişiklikler aslında insanın vicdanıyla kurduğu ilişkinin merkezinde durur. Çünkü insanın en uzun ilişkisi başkalarıyla değil, kendisiyle yaşadığı ilişkidir. İnsan geceleri yatağa başını koyduğunda yanında kalan şey başarıları, ilişkileri ya da toplumsal statüsü değil; kendisi hakkında kurduğu hikâyedir. O hikâye bozulduğunda insanın iç dengesi de sarsılmaya başlar. Vicdanın dili İnsan neden kendini sürekli haklı hissetme ihtiyacı duyar? Çünkü benlik algısı yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda varoluşsal bir meseledir. İnsan kendisini kötü biri olarak gördüğünde yalnızca davranışı değil, bütün kimliği tehdit altında hisseder. Bu yüzden zihin savunmalar üretir. Bahaneler çoğu zaman başkalarını kandırmak için değil, içerideki düzeni korumak için kurulur. __Albert Bandura’nın tarif ettiği ‘ahlaki çözülme mekanizması‘ tam da burada ortaya çıkar. İnsan
Makale|Yazı
Evet, ben asi ve uyumsuz biriyim. Sürülerin arasında yürüdüm, ama onların yönünü pusula edinmedim. Bilirim çoğu insan asiliğin yolunu değil, kalabalığın yolunu takip eder. Benim savaşım insanlarla değil, zihinlere vurulan zincirlerle. Bazıları rahat bir yalanı, rahatsız edici bir gerçeğe tercih etti. İsimler değişti, yüzler değişti, çağlar değişti; ama menfaat hep aynı tahtta oturdu. Bu yüzden alkış toplamadım. Bu yüzden hiçbir tarafa ait olmadım. Çünkü bazı insanlar bir bayrağın, bir fikrin, bir grubun arkasına saklanır. Ben ise kendi gölgemin önünde dururum. Evet, asiyim. Çünkü eğilmeyi erdem diye satan korkakları ayırabiliyorum. Uyumsuzum. Çünkü herkesin uyum sağladığı şeyin doğru olmadığını anlayabiliyorum. Şunu öğrenmelisin; Bir fikrin değeri, ona kaç kişinin inandığıyla ölçülmez. Ben pazarlarda satılan düşüncelerden değilim. Etiketim yok, sahibim yok, ait olduğum bir sürü de yok. Bu yüzden sevilmek için şekil değiştirmedim. Kabul görmek için dilimi eğmedim. Masalara oturmak uğruna diz çökmedim. Beni kibirli değilim,
Reklam
Çünkü bazı gerçekler can yakar. Ama insanı en çok yaralayan şey çoğu zaman gerçeğin kendisi değil, o gerçeğin kim olduğunu düşündüğü kişiyle uyuşmamasıdır.
Türk Yazarların Yozlaşmış Yazım Stilleri
Türk’lük benim nezdimde en yüce iki şeyden biridir, burada Türk diye genellememin sebebi bizim ülkemizden bizim milletimizden çıkmış yoz ve duyarsız kalemlere dikkat çekmek. Öncelikle belirtmek istedim. Bu başlıkta muhtemelen Türk’lüğü de kendi ceplerine para sokacak şekilde milli ve manevi duyguları sömürerek kullanmalarında da bir etki vardır. Hepimiz Türk olmayı çok seviyoruz ama nasıl oluyorsa onlar bu işin kitabını yazıyorlar😸 Peki ya kim bu onlar? Öncelikle ilk paragrafta tiye aldığım konu özellikle askeri kurgular ama uzun uzadıya içimi dökeceğim asıl mesele askeri kurgular değil. Ne kadar askeri kurgulara kaba tabirle dümdüz girmek istesem de.(kaba dediğime bakmayın olabildiğince kibarlaştırdım. ben öyle her şeye saygı duyan ağzı aşırı derli toplu birisi değilim, yine de saygı çerçevesinde durmayı deneyeceğim.) İnsanların milli ve dini duygularının sömürülerek kitaplar yazılmasından bıktım arkadaşlar. Bunda kastım kesinlikle bizi bilgilendirmek için yazılmış tarihi ve dini kurgular değil. Veya mitolojik… Benim kastettiğim ceplerine para girsin diye bizi geri zekalı yerine koyan yazarlar ve geri zekalı yerine konulmayı kollarını, kucaklarını açarak koşan okurlar. Burada uygulamada elbette askeri kurguyu manevi mastürbasyon (kaba olduğumu biliyorum özür dilerim ama bazı şeyleri böyle kaba ifade etmediğimiz sürece fark etmeleri gereken insanların dikkatini çekemiyoruz) yapmak için yazmayan yazarlar ve o kitapları gerçekten de askeri kurgu sevdiği için okuyan okurlar vardır. Benim sözüm zaten gerçekten askeriye işi işleyip de buna askeri kurgu diyen yazarlara falan değil. Benim sözüm asker ana karakteri olup onun maneviyatından faydalanarak aşk kitabı yazan yazarlara. Nefret ediyorum sizden. Peki neden nefret ediyorum? Zaten biraz
1000Kitap
İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez...
Güzelliğe dair.
''Güzellik, özünde gerçeğin açığa çıkmasının bir yoludur.'' | Martin Heidegger
Reklam
Reklam