"Öykünün içinde silah varsa patlaması gerekir."
"Bir boşluk oluştuğunda mutlaka dolması gerekir."
"Açıklanmadığı zaman anlayamıyor olman, ne kadar açıklanırsa açıklansın anlayamayacağın anlamına gelir."
"Acı, çoğu durumda başka bir acıyla dindirilir, yok olur. Acı algısı her zaman görelidir."
"Dünyadaki çoğu insan kanıtlanabilir gerçeğin peşine falan düşmez. Gerçek denilen, çoğu durumda senin söylediğin gibi güçlü bir acıyı da beraberinde getirir. Dahası çoğu insan acıyı beraberinde getiren gerçeği falan aramaz. İnsanların gereksinim duyduğu, kendi varlıklarının biraz daha derin bir anlamı olduğunu hissettirebilecek hoş, rahatlatıcı öykülerdir. İşte o yüzden din dediğin şey var olabiliyor.''
"Biçim algısı tamamen deneyim meselesidir."
John Ruskin, 1890
"Çok rafine bir gerçeğin altı çizilmiş aslında: Birçoğumuzun 'algılama sorunu' ya da 'bakış açısı darlığı' olarak adlandırdığı şey, temelde bir idrak probleminden ziyade, hayatı yeterince deneyimleyememiş olmanın getirdiği bir yoksunluktur. İnsan, heybesinde biriktirdiği deneyimler kadar görebilir ve anlamlandırabilir. Formu, rengi ve hayatın getirdiği biçimleri doğru okuyamıyorsak; mesele zihnimizin kapasitesinde değil, henüz o yollardan geçmemiş olmamızdadır. Algı, yaşanmışlıkların süzgecinden geçtikçe berraklaşır."
Enes Aköz
Sanskritçe kökenli klesha kelimesi Hinduizm ve Budizme dayanmakta olup, zehir anlamına gelmektedir. Birçoğumuzun zihninde bizi mutsuz eden ve ağız tadımızı bozan klesha'lar vardır. Bu zihinsel zehirlenmeler, bulunduğu yerde bir virüs gibi yayılır ve ruhumuzun huzur bulmasına engel olurlar. Klesha'ların bir tanesinin zihindeki varlığı, diğer zehirlerin de oluşmasına ve zihinde gelişmesine sebep olur.
Hindu bilgin Patanjali klesha'ları beş başlık altında toplamıştır:
Avidya (Cehalet): Yogik felsefede cehalet diğer tüm zehirlerin temelini oluşturur. Bu yüzden avidya'ya kök klesha da denir. Cehaletin olduğu yerde olumsuzluk ve huzursuzluk kendiliğinden gelişir. Gerçeğin varlığını görememek ya da gerçeği çarpıtarak savunmak cehaletin kendisi olarak ifade edilir. Bu zehirden kurtulmanın yolları ise kişisel farkındalığı geliştirmek ve sorgulayan bir zihne sahip olmak şeklinde açıklanır. Cehalet bu insanların zehridir.
Asmita (Egoizm): Kişinin kendini olduğundan farklı görmesi durumudur. Burada mevcut zihinsel, bedensel ve duygusal potansiyel, gerçeklikten koparak sahte bir özle dışarıya yansıtılmaktadır. Olmayan bir benlik algısı varmış gibi ifade edilir. Tabii ki bunun temelini de avidya, yani cehalet besler. Kendini beğenmişlik bu insanların zehridir.
Raga (Bağlılık): Mutluluk sebebini ve yaşama amacını maddi imkânlarına, onlarla övünmeye bağlamış insanlar için kullanılır. Onlar için konum ve statü çok önemlidir. En küçük kayıplarında ve statü kaybında hem kendi hayatını hem de çevrelerindeki insanların hayatını cehenneme çevirebilirler. Konumlarını ve imkânlarını korumak için ahlaki değerlerini de riske atabilirler. Bu uğurda insanları kullanmaktan çekinmezler. İstediklerini alamamak onları çok mutsuz edebilir. Tatmin duyguları tamamen dünya malı üzerine kuruludur.
Şu hayatta hiçbir şey öğrenmediysem, gerçek tek bile olsa o gerçeği herkesin kendine göre yorumladığını, gerçeğin bakan göze göre değiştiğini, herkesin doğrusunun farklı olabileceğini öğrendim. Âdem oğlu, işine gelen kendi gerçeğine inanır.
Yaratılmış olanların kavrayışı, gerçeklikle ilişkili değildir; gerçeklik de, yaratılmış olanlarla ilişkili değildir. Düşünceler, kişiye özgüdür; yaratılmışların bu öznellikleri gerçeklerle ilişkili değildir. Gerçeğin algılanması bu denli güçtür, ama Gerçekliğin gerçekliğinin algılanması bundan kat kat güçtür. Üstelik Tanrı, gerçekliğin ötesindedir ve gerçeklik, Tanrıyı kapsamaz.