İnsan kendini bir "proje" gibi görmekten vazgeçtiği an iyileşiyor. Sürekli düzeltilmesi, sürekli parlatılması, sürekli "en iyi versiyonuna" güncellenmesi gereken bir makine değiliz biz. Bazen paslanırız, bazen tekleriz, bazen de olduğumuz yerde sayarız. Bunu kabul etmek, o sahte mütevazilik maskesini takıp "Yok canım, estağfurullah"demekten çok daha onurlu bir duruş.
"Sıradanlık" kelimesinden öcü gibi korkuyoruz. Herkes "özel" olmak, herkes "farklı"olmak, herkes "seçilmiş" olmak peşinde. Oysa sıradan olmak, insan olmanın ta kendisidir. Sabah uyanmak, acıkmak, üzülmek, hata yapmak, bazen saçmalamak...
Bunlar bizi biz yapan şeyler. Kendini o "özel insan" kaidesinden indirip toprağa bastığında, başın dönmüyor artık. Yükseklik korkun geçiyor. Çünkü düşecek bir yerin kalmıyor. Zaten zemindesin.
Zemin sanıldığı kadar kötü bir yer değil. Sağlam. Gerçek. Orada, o zeminde, başkalarının ne düşüneceğini hesaplamadan attığın her kahkaha, döktüğün her gözyaşı, kurduğun her cümle sana ait oluyor. Onay beklemiyorsun. Tescil istemiyorsun.