Mesela Twitter'da, Tiktok'ta ya da speed dating'de, kısalığın her iletişimin en büyük ölçüsü haline gelmiş olması çarpıcıdır. Bunda yüzeysellik görmek hata olur: Sanalda gerçektekinden daha az yaşam yoğunluğu olduğu söylenemez. Düzleşme ille de yüzeysellik icap ettirmez: Derinlik kadar yaşamsal atılım da sokar devreye. Ama sanal ile gerçek, söz ile eylem arasındaki mesafe, ayrım düzleşmektedir.
İnsan kendi ülkesine “yabancı” olma tehlikesine atılmamalıdır. Tarih sizi şimdiki zamandan alıkoyarak bir “eğlence” haline gelme tehlikesini içeren bir dolambaçtır.
Aristoteles şunları belirtiyor: “Soğuk bölgelerde yerleşmiş uluslar ve özellikle Avrupa ulusları çok cesurdurlar, ancak zekadan ve teknik ustalıktan yoksundurlar; bu yüzden bir yandan kısmen özgür halklar olarak yaşarlarken örgütlenmeyi beceremezler ve komşularına baskın gelmeye güçleri yetmez. Tam aksine Asya ulusları akıllıdırlar, icatçı bir ruhları vardır ama hiç yürekli değildirler bu nedenle sürekli boyunduruk altında, kölelik altında yaşarlar. Ancak coğrafi olarak ortada (meseuei) bulunan Hellen “ırkı” (genos) aynı biçimde her iki taraftaki niteliklere sahiptir, zira yürekli ve akıllıdırlar ve bu yüzden de mükemmel siyasal kurumlarla birlikte özgür bir yaşam sürerler; dahası anayasal birliği sağlayabilseler bütün dünyayı bile yönetebilirler”.
Asyalıların “zayıf” olarak nitelendirilmeleri hem belirgin iklim değişiklikleri sonucu hem de adetler (nomoi) nedeniyledir: Bunların çoğu krallıkla yönetilir. Bu ise, Herodotos’un belirlemelerini anımsayacak olursak, onların Barbar olduklarının en kesin işaretidir. Bakışımlı olarak, burada işe nomos’un karıştırılması İonyalı Yunanlıların “zayıf" olmadıklarını anlayabilmek için kaçınılmazdır, zira onların kralları yoktur.
İsokrates Philippos’a şöyle söyler: “Gör bak Asya’nın Avrupa’dan daha mutlu, Barbarların da Yunanlılardan daha zengin olmalarına izin vermek ne utanç verici”.