"Dostlarım ve yol arkadaşlarım, inançla dolu fakat dinde mahrum olan bir halka ne acı!
Üretmedikleri elbiseleri giyen, ekip biçmedikleri ekmeği yiyen ve kendi çeşmesinden akmayan şarabı içen bir halka ne acı!
Eşkiyayı kahraman gibi gören ve zengin bir fatihi bonkör sanan bir halka ne acı!
Bir arzuyu düşünde küçük gören fakat uyandığında ona rıza gösteren bir halka ne acı!
Defin merasimleri haricinde sesini çıkartmayan ve sadece boynu kılıç ile kütük arasında olduğu zaman ağzına geleni söyleyen bir halka ne acı!
Halkı yönetenleri kurnazlardan, âlimleri düzenbazlardan, sanatı kopyadan oluşan bir halka ne acı!
Yeni krallarını borazanlarla ve alkışlarla karşılayan, sonra onu yuhalayarak kovan ve bir sonrakini gene borazanlarla karşılayan bir halka ne acı!
Âlimleri senelerdir sessiz, ve kuvvetli adamları hâlâ beşikte olan bir halka ne acı!
Kendi aralarında paramparça olmuş ve her bir parçası kendini ayrı bir halk sanan bir halka ne acı!"
Ülkeyi hiç bu kadar mutsuz görmemiştim. Mutsuz ve gergin. Kibrit çaksanız alev alacak gibi herkes. Hayat şartları çok ağırlaştı. Yoksulluk çok arttı. Zenginler daha da zenginleşti ve sayıları azaldı; fakirler daha da fakirleşti ve sayıları hiç olmadığı kadar arttı. Bir atasözümüz var, elle gelen düğün bayram diye. Ama küçük bir azınlık lüks içinde yaşarken, büyük çoğunluğun yokluk çekmesi toplumda psikolojiyi bozuyor. İntiharlar bunun için arttı, uyuşturucu kullanımı had safhaya ulaştı. İnsanlar çaresiz, insanlar perişan, insanlar umutsuz. Nasıl korusunlar bu şartlarda ruh sağlıklarını..
Ne liyakati Başkomiserim ya? Kusura bakmayın ama liyakatsizlik lafı hafif kalıyor. Şu eski bakanı hatırlasanıza. Adamın her gün bir suçluyla fotoğrafı çıkıyordu. Mafya üyeleri, uyuşturucu baronları, milletin parasını dolandıranlar. Hepsi bakanla yan yana, hepsi bakanla kol kola, hepsi aynı karede. Sonra biz, yani geleceği amirinin iki dudağı arasında olanlar bu karanlık herifleri enseleyince, anında siyasiler giriyor devreye. Peki nasıl başa çıkacağız bu alçaklarla? Nasıl yakalayacağız bu adamları?