bir süre önce bir okur Martin Eden olmak mı, Oblomovluk mu demişti.. henüz net bir cevabım yoktu. şimdi kitabı okuyup iyice düşününce sanırım net bir cevaba varabildim.
çocukluğum Oblomov gibi geçti diyebilirim. bu da hayatın gerçek tarafıyla yüzleştiğimde zorlanmama, uyum sağlama sorunu yaşamama neden oldu. mücadele etmem gerektiğini fark ettiğimde önce yavaş yavaş kendimi doldurdum, sonra kabuğumdan çıktım, kendimi kurtardıktan sonra herkesi kurtarma savaşım başladı. yani yavaş yavaş Martin'e dönüştüm..
bunun beni tüketmeye başladığını, bazı şeyleri istesem de değiştiremeyeceğimi fark ettiğim noktada ise kendimi zapt etmeyi, ağırdan alıp akışına bırakmayı öğretmem gerekti, hala da öğreniyorum.. hayat bence sadece biri olmak için çok acımasız.
her ikisinin de sonu ziyan olarak bitti. İkisinde de en sevdiğim şey ise
farklı yönlerde yaşadıkları şeylere rağmen kalplerinin tertemiz kalması, bu kendim için de dilediğim şey. kısaca bence ikisinden birini seçmemiz gerekmiyor.
gerektiğinde Martin gibi direnmeyi, gerekmediğinde Oblomov gibi salabilmeyi öğrenmemiz gerekiyor. biraz ondan biraz bundan, hayatın kendisi gibi:)
Siz ne düşünüyorsunuz?