çok ilginç bir kitaptı.. direkt konusundan bahsederek başlamak istiyorum. Baş karakterimiz bir kadın. Bir gün sahile ölü balıklar vurur, sonra pembe-kızıl yosunlar, kızıl fırtınalar başlar, insanlar zehirlenir, çoğu ölür, tüm kuşlar göç eder, tüm hayvanlar ölür, yemek azalmıştır, marketler yağmalanır şehirler terk edilir.. hükümet yetiştirdiği hayvanların bütünüyle makineden geçirilmesiyle elde edilen ve pembeye boyanan, pembe çamura benzeyen sosisleri topluma sunar ve ana gıda maddesi haline getirir.. buraya kadar klasik bir kıyamet senaryosu..
biz bunları karakterimizin iç dünyası ve geçmişi arasında ara ara okuyoruz, ileriye doğru sıralı bir anlatım yok
yan karakterlerimiz; karakterin onu sevgiye aç büyüten bencil annesi, kendisinin tam zıddı olan eski kocası Max, ve doyma hissi olmadığı için sürekli aç olan bir çocuk, Mauro..
karakterimiz hayattan hiçbir beklentisi, hayali olmayan, geçmişinden kopamayan, sıkıcı, tutucu ama bir o kadar tutunamayan birisi..
kitap boyunca geçmişi, annesi, bakıcıları ve eşiyle ilişkisi, bakıcısı olduğu Mauro ile olan diyaloglarını ve iç dünyasını okuyoruz
kızıl kıyamet neden başladı, ne oldu ve arkasında kim vardı ne yazık ki asla öğrenemedik.
yazım dili akıcıydı fakat anlatım zaman sıralamasından dolayı karışıktı
konunun bir sonuca bağlanmamasını sevmedim
insanın her halükarda hayatta kalmasını anlatması açısından tanıdık ve anlamlıydı
genel olarak daha iyi işlenip sonuçlandırılabilirdi. 7/10
#pembeçamur #kitapyorumu #okudumbitti