Berk İnan

Berk İnan
Bu kısım da insan olduğum bilinse yeter ..
Sonsuzluğa 36
Saat: 1:10 Şarkı : Kayra- Müneccim Kırk dört gündür elim yazıya gitmiyor. Oysa ki zaman geçtikçe daha da heveslenirim sanmıştım! Geleceğin bu kadar hızlı geleceğini tahmin edemeyecek kadar aptal değildim aslında. Fakat insan bazen her şeyin farkında olmaktan da yorgun hale gelirmiş. Her gece kendimle ettiğim kavgalar, yolları kısaltır olmuş. Görünüşe göre şehrin nüfusu yaklaşık olarak kabul edilen kalp sayısından daha azmış. Zavallı görünüş, kalpleri de bir birine engellermi. Öyle bir vakit geçmiş ki kırk dörtte geçiyor otuz altıda geçecekmiş. Fakat sonunda geçebilen değil kalabilen kazanacak. Geçecek miyim kalacak mıyım? Çok değil otuz altı sadece.
Duygu/Düşünce
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Sonsuzluğa 80
Saat: 2:19 Şarkı: Farketmez Hesaplaşırız Beş gündür boş, büyük, beyaz ve pürüzsüz bir duvarın soğukluğuna adamışım kendimi. Ne bir resim ne de bir iz bırakabilecek bir şeyim yokmuş. Duvarda çarmıha gerilir gibiyim, kollarımdan birileri, bacaklarımdan birileri, boynumdan birileri çekiyor. Gövdeme her gün bir çentik vuruluyor. Ama biliyorum, ümit edince vakitte geçiyormuş, anlıyorum. Duvarlar kırılınca, kalan sadece gövdem olacak.
Duygu/Düşünce
Sonsuzluğa 85
Saat: 4:09 Şarkı: Virginio Aiello - Von Gogh Arafta kalmak ya da bırakılmak neye hususen olur, insan o arada kalınca anlıyormuş. Kendi düşüncelerinden yoksun geçirdiğin her an, arafın merkezi imiş, ayağımı oradan çekemeyince farkına vardım. Oysa ki benimde ruhumun düşünceleri vardı, fikirleri vardı. Halbuki herkeste soruyordu. Ben bu filmde başrol zannederken kendimi, aslında sadece bir piyondan farklı değilmişim, vezirle aynı torbaya yan yana konulunca anladım. Gelmeyin üstüme, ben zaten o görevi yeterince iyi yapıyorum. Kimseye hâcet yok. Anlamsız satırlar yazmakta üzerime yoktur, düzensizlik içinde düzenim vardır. Ve bir gün o düzen son bulacak.
Duygu/Düşünce
Sonsuzluğa 87
Saat: 2:09 Şarkı: Senn & Antent - Don't Cry Sağ taraftan, şah damarımın kasıldığını hissediyorum yine. Kulağımın hemen altından gırtlağıma kadar bir sustalı baskısı gibi. Tren raylarında ezilen Anna gibi. Hani cesaret akardı damarlarımdan, hani korkusuz kalemlere aktarırdım kendimi, aşkımı, yaşamı, yalanı ve yaşımı.. Ne raylara atlamaya, ne Sibirya'ya sürgüne gitmeye, ne mahkemede tanıklık yapmaya, ne Truva'yı fethetmeye, ne kıskançlığımdan öldürmeye, ne hastalıktan ölmeye, ne de sekizinci dereceden memur olmaya cesaretim yok. Tek cesaretim arafta sıkışıp kalıp yazmak, yazmak, yazmak ve yazmak. Ha bir de Gonçorov'a selam iletmek. Merhabâ Oblomov.
Duygu/Düşünce
Sonsuzluğa 88
Saat: 1.30 Şarkı: Emre Yücelen - İstanbul'un Rüyası ( İstanbul Kıyâmet Vakti) Nerede bütün bu insanlar, gözlerim mi kör yoksa kalbim mi olmuş kor. Yanmaktan öteye gidemez insan, derin sularda buz gibi boğulmadan. Kaçamak cevaplar veriyorum kendime, gelemiyorum bir türlü. Bir gün sigaradan çürümekte olan ciğer, bir gün beynin içindeki kist, bir gün ise o serin kıyıdaki hipnotik sesi dinleyen balıkçıyım. Rüzgar çetin bir şekilde sağ köşeden saçlarımı yüzüme düşürecek şekilde raks ediyor. Halbuki ben zamanın eksenini hala tamamlayamamış, buna rağmen kör mü kor mu kendi içimde yanar olmuştum. Geri sayım değişmez olmuştu.
Duygu/Düşünce