Sonunu uydurcam diye
Hakikati görmezden geldim
Şiir yazıcam diye kendini yaktım
Bir defa sevdim diye sevmekten vazgeçtim.
Kaç bin defa kaçtım, kaç bin fersah öteye,
Oysa o kadar yoruldum ki,
Son nefes hakkımı istiyorum
Son defa ölmek üzere..
Kafamın içinde hem de tam dibinde,
İnleyen notalar Susuzluğun yoğunluğunda,
Vurgun yemiş derine doğru iniyor,
Derdime inmeler iner gibi beni boğuyor.
Kızıl havaları seyrederdim, hele ki akşamları
Akşamlar karşılıklı kahveye dönerdi gözlerde,
Sözlerde yüzer, tende eserdi ruhlar,
Buruşturup çöpe attığım, o şiirde.
Çöpten alıp sakladı şiirimi çağla meyvesi,
Rüzgarın kaldırdığı tozu, gözümün kıvrılmış yapraklarında sardım.
Sağlam, kuvvetli, katı ve sert bir şimşek,
Güneye doğru hasret ediverdi.
Seni sessizlikte sevmeyi seçiyorum...
Çünkü sessizlikte reddedilme yoktur.
Seni yalnızlıkta sevmeyi seçiyorum...
Çünkü yalnızlıkta sadece benimsin.
Sana uzaktan tapmayı seçiyorum...
Çünkü mesafe beni acıdan korur.
Seni rüzgarda öpmeyi seçiyorum...
Çünkü rüzgar dudaklarımdan daha naziktir.
Sana rüyalarımda sarılmayı seçiyorum...
Çünkü rüyalarımda senin bir sonun yok
Atma kendini yalvarırım geceden dünyadan
Yağan yağmur değil acizliğim, yaratan,
Yaradılana verirken yaralar,
Kapanmaz kabuk bağlamaz bağışlanmaz,
Hayasız yüzüme vurur gibi değil,
Utanmaz arlanmaz bu adamlar,
Üstelikte üstün sanki bir benden,
Bir de benim içindekilerden.
Ve işte o 99 günün sonunda ölümün eşiğine yanaştığımı zanneden ben, ölümün fitnelerinden bile korkmuyorum derken, karanlık geceden atamadım kendimi. Saygıdeğer babam, sevgili kardeşim istemsizce bu dünyadan atacak gibiydiler kendilerini ve işte o an dudaklarımın arasındaki savaşta mağlubiyet alarak ölümden korktuğumu itiraf etmiş oldum. Oysa ki ne kadar garipti acizliğim. O zavallı yapım.. Bu kadar gün sonunda sonunda geceden düşemedim. Vur ki korkaklığımı yüzüme vur ki acizliğimi yüzüme vur ki bileyim bunca gün yazdığım şeylerin boş bir edebiyat olduğunu vur ki bileyim.