damlagizem

“ayağa kalktım ve biraz da gözlerimi kaçırarak adımı, soyadımı söyledim ve ekledim… ‘bünyanlıyım, flüt çalmayı ve şarkı söylemeyi çok seviyorum.’ dedim. ‘peki baban?’ ‘babam da çok güzel resimler çizer, aynı ressam gibi.’ ‘onu sormadım, yani baban ne iş yapıyor?’ ‘fabrikada çalışıyor.’ dedim anlaşıldı der gibi başını salladı. ‘öyle mi, ne kadar güzel…’ gibi sözler demedi. o an hemen bir şeyler yapmalı ve babam için de o cümleleri duymalıydım. çünkü bütün çocukların babaları için düşündüğü gibi benim babam da dünyanın en iyi babasıydı. ‘öğretmenim babam gerçekten çok güzel resimler yapar.’ ‘anladım, tamam’ dedi. pes etmedim o cümleyi duymak büyük bir görev haline gelmişti adeta. tedirginlik yüklü bir cümle daha çıkıverdi ağzımdan: ‘güzel mi öğretmenim?’ ‘güzel güzel, hadi otur.’ dedi. beklediğim kelimeleri duymuştum duymasına ama diğer arkadaşlarıma söylediği güzel kelimesinden farklıydı sanki benimkisi. o an güzel kelimesinin bile ne kadar çirkin bir şekilde söylenenebileceğini anladım.”
Sayfa 13·Kitabı okudu
damlagizem
“babam heyecanla sordu: ‘nasıldı bakalım okulun ilk günü?’ suratımda zorunlu bir gülümsemeyle cevap verdim: ‘güzel güzel.’ ‘bir şey mi oldu okulda? hoşlanmadığın bir durum mu var?’ güzel deyince bir şeyin gerçekten de güzel olmayacağını çok iyi biliyor olmalıydı. öğretmenimin söylediği tonda söylemiştim çünkü: güzel güzel…”