Her ne kadar şu anda tahayyül gücümüz buna yetmiyorsa da birkaç nesil sonra can sıkıntısı hissetmek nörofizyolojik olarak imkansız hale gelecek. Nietzsche 'tanrılar bile can sıkıntısına karşı nafile çabalar' demişti; ama biyoteknolojinin imkanlarını o zamandan tahmin edebilmesi mümkün değildi.
Görmenin disipline edilişi günümüz kültürel pratikleri arasında yer almaz. Dijital medyalar disipline edici değildir. Bugün disiplin
toplumunda değil, her şeyi tüketilir kılan tüketim toplumunda yaşıyoruz. Şiddet içeren görüntülerle de pornografik bir ilişkimiz
var. Filmlerde ve bilgisayar oyunlarında kendimizi tümüyle kaptırıyoruz şiddet pornosuna. Şiddet pornosu da öldürmeyi bile acısız bir olay haline getiriyor. Bu görüntüler ağrı kesici gibi iş görüyor.
Bizi başkalarının acılarına duyarsız kılıyor.
Tin acıdır; ancak acıyla yeni bilgiye, daha yüksek bilgi ve bilinç biçimine ulaşır. Tinin temel özelliği "varlığını çelişkide, sonuç olarak acıda sürdürme" yetisidir Hegel'e göre. Gelişimi sırasında kendiyle çelişkiye düşer. İkiye bölünür. Bu bölünme, bu çelişki ona acı verir. Ama acı oluşumunu sağlar.
Sadece canlı olan, acı çekebilen hayat düşünme yetisine sahiptir. Yapay zekada eksik olan tam da bu hayattır: "Biz düşünen kurbağalar değiliz, soğutulmuş iç organları olan nesnelleştirici
ve kaydedici aletler değiliz - düşüncelerimizi sürekli olarak acılarımızdan doğurmamız ve onlara içimizdeki kan, yürek, ateş, haz, tutku, azap, vicdan, kader, talihsizlik gibi her şeyi anaç bir şekilde vermemiz gerekir."Yapay zeka sadece bir hesap aracıdır. Öğrenme yetisine hatta "derin öğrenme" yetisine sahiptir ama deneyim yetisine sahip değildir.