Neredeyse bütün hayatı boyunca böyle hissetmişti.Her şeyin ortasında. Hangi yöne gideceğini bilemeden çabalamış,
çırpınmış, yalnızca ayakta kalmaya çalışmıştı. Pişmanlık duymadan
hangi yolda devam edeceğini bilememişti.
Bilmiyorsun, yaşamak çok güç, tehlikeli bir sanat.Bu adeta cambazlık gibi bir şey.. yüksekten bakmayı, terazi kullanmayı, ince bir tel üstünde yürümeyi, düşmekten korkmamayı öğrenmek, birçok maharete, birçok da cesarete sahip olmak lazım.
Acıya karşı bağışıklık kazanmamızı
sağlayacak bir yaşam tarzı olmadığını anlasak, her şey çok daha kolay olurdu. Mutluluğun doğasında acının da olduğunu.
Biri olmadan öbürünün de olamayacağını. Tabii ki farklı düzeylerde ve miktarlarda. Ama hiçbir hayatta sonsuza kadar saf bir mutluluk içinde olamayız. Öyle bir hayat olabileceğini düşünmek ancak yaşadığımız
hayattaki mutsuzluğumuzu büyütmeye yarar.
“Hergün, her an yeni bir evrene giriyoruz. Boş yere hayatımızın
farklı olmasını diliyor, kendimizi başkalarıyla ve kendimizin farklı
versiyonlarıyla karşılaştırıp duruyoruz ama gerçekte çoğu hayat bir
yere kadar iyi ve bir yere kadar kötü.”