"Sen yönlendirilme ve akıl istiyorsun, küçük adam. Binlerce yıldır yönlendirildin ve akıl verildi sana, iyisiyle kötüsüyle. Hâlâ sefalet içinde olmanın nedeni, kötü öğütler değil, senin kendi darkafalılığın. Sana iyi öğütler verebilirdim, ama nasıl düşündüğüne ve ne olduğuna bakınca, onları herkesin iyiliği için uygulayacak durumda değilsin."
"Ah, salyanı akıtma, küçük adam! Sen ebedi göçmen ve mültecisin ve böyle kalacaksın. Tamamen bir rastlantı sonucu bu dünyaya göçtün ve sessiz sedasız onu yine terk edeceksin."
Sen "dinsel hoşgörü"den yanasın. Hangisi olursa olsun, dinini sevmek için, özgür olmak istiyorsun. İyi hoş. Ama bundan fazlasını da istiyorsun: Yalnızca senin dinine göre tapınılsın istiyorsun. Kendi dinine hoşgörülüsün, ama diğer dine değil. Birisi kalkıp, kişisel bir tanrıya değil de, doğrudan doğaya tapınacak ya da onu sevecek ya da onu tanımak isteyecek olsa, hiddetleniyorsun.
Alçak insan olmandan vazgeçmeni ve "senin kendin" olmanı istiyorum. 'Sen kendin', diyorum! Okuduğun gazetenin fikri değil, kötü komşunun işittiğin fikri değil, aksine "sen kendin".
Senin "Tanrı" diye adlandırdığın şeyin, gerçekten var olduğunu biliyorum, ama senin sandığından başka türlü: Uzaylarda kozmik enilk enerji olarak, bedeninde sevgi olarak, senin dürüstlüğün olarak ve kendi içinde ve dışında doğayı duyumsaman olarak.