Nasıl bizim zindandan çıkmak yönünde isteğimiz olağansa, dünyadan çıkmak yönündeki isteğimiz de olağan kabul edilmelidir. Mü'min için dünya upkı zindan gibi, terk edilmesi hüzün verici olmayan bir yerdir. Dikkat edin: İnsanlar zindandan, hapishaneden "kurtuldum" derler; hapishaneden "ayrı düştüm" demezler. Oysa kâfirler için dünya hapishane değildir. Kâfirler dünyayı, terk edildiği zaman üzülünen, daha doğrusu, terk edildiği zaman her şeylerini kaybettikleri bir yer olarak algılayacaktır.
Buradan daha da ilginç bir noktaya ulaşabiliriz; o da, tek dünyalılık fikrinin mü'minin anlayışı ile bağdaşmayacağı meselesidir. İnsanoğlunun, yeryüzündeki yaratıklar içerisinde ölümü bilen, öleceğini bilen tek yaratık olduğu söylenir. Yani insan bir yerden bu dünyaya gelmiştir ve bu dünyayı başka bir yere varmak üzere terk edecektir. Böyle bir seyahatten diğer yaratıklar; bitkiler ve hayvanlar, böcekler haberdar değildir. Ölüm konusundaki bilinç, yaratılmışlar arasında insana mahsus bir bilinçtir. Şimdi eğer ölüm insanın özgül bilinciyse, insana mahsus bir bilinçse, insanlar arasında ölümün gerçekleşmesiyle birlikte her şeylerini kaybedeceklerini düşünenler mü'min olma fırsatını kaçırmış olan insanlardır. Yani ölüm mü'minin başına geldiği zaman bunu bir kayıp,mahvoluş,tat alınan şeylerin sonu olarak algılamasına imkan yoktur.Bu yüzden tek dünyalılık kafirlere mahsus bir anlayış olarak tarif edilmelidir.
Madem yapan bilir, elbette bilen konuşur. Madem konuşacak, elbette zîşuur ve zîfikir ve konuşmasını bilenlerle konuşacak. Madem zîfikirle konuşacak, elbette zîşuurun içinde en cem'iyetli ve şuuru küllî olan insan nev'i ile konuşacaktır. Madem insan nev'i ile konuşacak, elbette insanlar içinde kabil-i hitap ve mükemmel insan olanlarla konuşacak.