Aslında namaz:
Namaz, Allah’ın emrine itaatir. Namaz, kulluğun ıspatıdır. Namaz, Allah ile konuşmaktır. Namaz, Allah ile buluşmaktır. Namaz, Allah’a yönelmektir. Namaz, Allah’a bağlanmaktır. Namaz, imanın ilanıdır. Namaz, dinin direğidir. Namaz, hicrettir. Namaz, Rasulullah’ın gözünün nurudur. Namaz, vuslattır. Namaz, miraçtır. Namaz, eğilerek yükselmenin adıdır. Namaz, dünyada nurdur. Namaz, ölüm anında şefaatçidir. Namaz, kabirde yoldaştır. Namaz, ahirette kurtarıcıdır. Namaz, cennetin anahtarıdır. Namaz, günahlara kefarettir Namaz, ibadetlerin kabulüne vesiledir. Namazın içinde şeytanla harp vardır. Namazın içinde Rahman’a münacat vardır. Namazın içinde Kur’an-ı Kerim vardır. Kıraat vardır. Secde vardır. Namazda ayakta ibadet vardır. Eğilerek ibadet vardır. Oturarak ibadet vardır. Namazda hamt vardır. Şükür vardır. Kelimeyi şehadet vardır. Namazda farzlar vardır. Vacipler vardır. Sünnetler vardır. Namazda bedenin ve kalbin ibadetleri vardır. Her sabah namazı yeniden doğuşu,
Uygulamaya çok uzun zamandır giriş yapmıyordum hatırladığım birkaç kitabı girdim ama puanlayamadım yoğunluktan… Eskisi gibi kullanacağım artık
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Aslında hiçbir sırrın olmamış olmasındandır bu; olup biten âyinler ve ürpertilerdir. Perdeler kaldırıldığında, ortaya sonsuz uçurumlardan başka ne çıkabilirdi? Sadece hiçliğin sırlarına giriş yapılabilir — ve canlı olmanın gülünçlüğünün. cioran Emil Michel Cioran
burası benim için sadece bir oda değil; çocukluğumdan bugüne kadar benimle büyüyen, her bir rafını keyifle doldurduğum bir arkadaş. daha ortaokuldayken odamın bir duvarının kitaplıktan oluşmasını istemiştim, sağ olsun ailem de kırmadı ve bu şekilde bir miras büyütmeye başladım. kitaplığımın büyük bir bölümü genç kız edebiyatından oluşuyor çünkü benim kitap okuma serüvenim bu şekilde başladı, her ne kadar edebi değeri tartışma konusu olsa da bu kitaplar sayesinde okumaya alıştım ve kitaplara olan ilgim bu sayede başladı. bu yüzden benim için yerleri çok ayrı. böyle böyle edebiyat dünyasına giriş yapmış oldum ve ingiliz edebiyatı başta olmak üzere birçok türk ve dünya klasiğini yirmi yaşıma gelmeden okuma fırsatı buldum. umuyorum ki kitaplığım daha da genişler ve kitaplığımdaki okumadığım eserleri de bir an önce bitirme şansım olur. p.s: dün kitaplığımdaki okuduğum, okuyacağım ve yarım bıraktığım tüm eserleri buraya kaydettim. bu yüzden duygusallaşıp kendimi burada buldum <3
Merhabalar. Uygulama bir süredir telefonum da yüklüydü aslında ama hiç girip hesap açma işleriyle uğraşmamıştım. Yeni yeni giriş yapıyorum tamamen, uygulama hakkında pek bilgim de yok, çok karışık duruyor ama öğrenebilirim sanırım. (Daha yeni nereden yazı yazıp paylaşacağım diye bütün uygulamayı aradım ve sağ alttaki + kısmını son anda gördüm...) Bunu yazma sebebim küçük bir giriş yazısı yazmak istememden kaynaklı. Herkese güzel günler dileriiim.
İllüzyon çağında kuklacılık ve kuklalar...
Bir düşünürün söyle bir sözü kalmış hatırımda, mealen diyordu ki:"...eski zamanlarda kuklacı da kukla da, kuklanın ipi de görünürdü seyirciye...", peki ya şimdi, kukla ortada ipi de görünmüyor kuklacı da...hatta kukla kendini öylesine kaptırmış ki, kukla olduğunu unutmuş giydirme şahsiyet kazanmış gibi...seyreden ise hiç birinin farkında değil !... Bu tespit ile giriş yaptık mevzuya, tam olarak içinde yaşadığımız "illüzyon çağının" ve modern insanın varoluşsal trajedisinin kalbine dokunuyoruz bu yazıda. Bahse konu sözün ruhundan ilham alarak, bu derin fikri ve ardındaki manzarayı şu şekilde devam ettirelim: Görünmez İplerin Çağı: Şahsiyet Sanrısı Eski zamanlarda seyirci, izlediği şeyin bir kurmaca olduğunu bilirdi. Kuklacı perdenin arkasındaydı, ipler bazen ışıkta parlardı; sahne ile hakikat arasında estetik bir mesafe vardı. Seyirci oyunu izler, hissesini alır ve evine dönerdi. Kukla da kukla olduğunu bilirdi, çünkü varlığı ancak o görünür iplerin gerilmesiyle can bulurdu. Ya şimdi? İpler o kadar inceldi, o kadar şeffaflaştı ki; artık onları görmek için göz değil, çok derin bir basiret ve şuur gerekiyor. Kuklacı sahnede değil, kuliste değil; bizzat kuklanın zihninin iç çeperlerine gizlenmiş durumda. Algoritmalarla, dayatılan modern paradigmalarla, konfor alanlarıyla ve sahte başarı illüzyonlarıyla örülmüş bu görünmez ipler, kuklaya yukarıdan aşağıya değil; içeriden dışarıya doğru hareket yaptırıyor. Kuklanın Trajedisi: "Giydirme Şahsiyet" En tehlikeli esaret, esir olduğunu bilmeyenlerin esaretidir. Bugünün insanı (modern kukla), kendisine sunulan hazır şablonları, düşünce kalıplarını, beğenileri ve hatta isyanları bile kendi hür iradesiyle seçtiğini zannediyor. Üzerine geçirilen kimliği, o "giydirme şahsiyeti" o kadar çok benimsiyor ki; aynaya baktığında bir