• Korku filmlerini, öykülerini, oyunlarını çok severim. Ama bu sevgimle çelişen bir korkmama durumum da var. Korku filmleri beni eğlendirir, fakat korkutanı bulmakta zorlanırım. Günümüzün klasik "jumpscare" korkuları benim üzerimde bir etki yaratmıyor ve maalesef artık korku sineması (istisnalar var elbette) bunlarla dolmuş durumda. Türk korku sinemasının halinden zaten bahsetmeye gerek yok. Can Evrenol sağolsun son zamanlarda gerçek korkunun ne demek olduğunu gösteren örneklerle karşımıza çıkıyor. Dünya sinemasından da yakın zamandan örnek verecek olursak, izleyicilerin beğenmediği fakat eleştirmenlerden ve tabi ki benden tam puan alan It Follows'u öne çıkarabilirim. Çünkü korkunun asıl amacı bana göre, yerinden sıçratmak olmamalı. Korkunun asıl amacı içinde barındırdığı dehşeti karşıdakine aktarmak olmalıdır. It Follows bunun güzel bir örneğiydi. İzlerken dehşete düşüp kendinizi filmin içinde düşünmemeniz elde bile değildi.

    Neden böyle bir giriş yaptım? Aslında üzerinde durmak istediğim konuyla son derece alakalı. Yüce Tanrı Pan, korku edebiyatının ilk örneklerinden. H.P. Lovecraft'ın bile ilham aldığı bir eser. Aynı zamanda Guillermo Del Toro'nun Pan'ın Labirenti adlı, üç Oscar'a layık görülmüş şaheserinin de ilham kaynağı. Yani görüyorsunuz ki, kısacık bir korku hikayesi geçmişten günümüze etkisini hala ilk günkü gibi gösterebiliyor. Yüce Tanrı Pan'ı okurken, asıl korkuyu ve asıl dehşeti hissedebiliyorsunuz. İnsanlara saldıran ve arkasından cesetler yığını bırakan bir yaratığın kısa maceralarını okumuyorsunuz. Bu yaratığın fikrinin ne kadar dehşet verici olduğunu okuyorsunuz. Ve işte asıl korku böyle olmalı.

    Anlatımındaki teknik unsurların çağına göre mükemmel olması göze çarpan ilk unsurlardan. Ayrıca karakterlerin gerçekçiliği ve öykü anlatıcılığının temposu zaten kısa olan öykünün akıp gitmesini sağlıyor.

    İthaki'ye kitap baskıları konusunda kızgınım. Zaman Çarkı serisinin altıncı kitabını hiçbir yerde bulamadığım için başlamaya korkuyorum ve yayınevinden bu konu hakkında sorularıma cevap alamıyorum. Koca bir fantastik destanı bünyesi altına aldıktan sonra beraberinde getirdiği tüm sorumlulukları da üstlenmesi gerektiğini düşünüyorum yayınevinin. Ama yiğidi öldür hakkını yeme; Karanlık Kitaplık derlemesi son zamanlarda yaptıkları en iyi iş olabilir. Devamını da edinmeye başladım. Tavsiyem, kısa zamanda bu eserlere ulaşın, baskısı bittikten sonra ne olur bilemiyorum.
  • Osmanlı Devleti'nin kuruluşu ve yapısıyla ilgili kısa bilgilerle başlıyor kitap. Sonrasında ise genel olarak Osmanlı askeri yapısını anlatıyor. Yeniçeriler, sipahiler, süvariler, piyadeler, bahriye ve topçuların nasıl yapılandığı, teçhizatları ve uğradıkları değişimler mükemmel çizimler ve ilgili fotoğraflarla aktarılmış. Bu kısımda kitabın kısalığından mütevellit olsa gerek terimler yeterince detaylı açıklanmamış ve ilgili çizim-fotoğraflar ile ilişkilendirilmemiş. Bu da bana konuyu takip etmede zorluk çıkarttı. Son bölümde ise bazı Sırpsındığı, Ankara ve Hisarcık gibi bazı savaşlar hakkında genel bilgiler verilmiş. Askeri tarih konusunda giriş için güzel bir kitap.
  • Kabil'de monarşinin son yıllarında başlayıp Amerika'ya uzanan muhteşem bir hikaye.Eğer muhteşem'den daha geniş ve samimi anlam taşıyan başka bir sözcük varsa belleğinizde bana sormadan rahatlıkla değiştirebilirsiniz.

    Monarşi, Rus istilası, Taliban belası ve içimizdeki irlandalılar gerçeğinin somut ifadesi bu eser.

    Öncelikle Khaled Hosseini (Halid Hüseyin) 'e değineceğim biraz.Afgan asıllı bir doktor.Romanlarını genellikle gece yarısından sabaha kadar olan zaman diliminde yani tamamen mesai dışında yazar ve yazdığı hikayeler neredeyse tüm dünya dillerine çevrilirken 38 milyon'un üzerinde satar.
    bu yazının yazılış şeklinden ziyade yaşanmışlığının getirdiği sonuç ve dolayısı ile başarıdır bana göre.

    Uçurtma Avcısı Hasan ve Emir'in yaşamından büyük ve önemli bir kesitin arkadaşlık, ihanet, sadakat ve acı gibi duyguların akılla ve vicdanla harmanlanıp göz yaşı mürekkebi ile kağıda dökülmesidir.

    Hikayenin bütünü içinde küçük küçük hikayeler var ki eğer spolier korkum olmasa hepsine bir iki cümleyle değinmek isterdim.

    Bir biri ardına sarsıntılar, sürprizlerle dolu hikayeye tanıklık ettiğim günden beri yaşamımda önemli değişiklikler oldu dersem lütfen mübalağa ettiğimi düşünmeyin.

    Giriş-gelişme-sonuç bağlamında sizi saran anlatım yoğunluğu hiç şüphesiz yazarın yadsınamaz bir başarısı.Ama asıl olan hikaye ve beş yaşında ki bir çocuk bile anlatsa bu hikaye buna benzer bir etki bırakırdı inanın bana.

    Zaman zaman gözyaşlarıyla ara verdim, zaman zaman sinirlerim bozuldu kaldırıp bir kenara attım ve ancak 3 günde getirebildim sonunu.

    inceleme yazısını bu kadar sonraya bırakmamın sebebi de darmadağın olmuş zihnimi biraz olsun toparlamaktan başka bir şey değildi.

    Beni bana bıraksalar ve spoiler korkusu olmasa 375 sayfalık kitaba 375 sayfalık bir inceleme yazmaktan, hatta satır satır irdelemekten hiç de üşenmezdim.

    Evet bu eser bundan böyle benim fikir hayatımın da baş eseridir.Okunmalı, bir daha okunmalı ve herkese okutulmalı.
    Çünkü böyle bir eser ancak bir daha okunur...
  • Öncelikle kitap çok akıcıydı yazarın dilini çok sevdim çünkü dili sade ve anlaşılırdı. Yazarın diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum çünkü bu kitabı çok sevdim hiç bir beklentim yoktu kitaptan ayrıca konuya da fazla hakim değildim ama kitap beni çok etkiledi, çok sevdim. Kitapdaki o gizli hayat dersleri ve delikanlının hayalinden,amacından vazgeçmeyişi çok güzeldi gerçekten güzel dersler veren bir kitap. İlk 50 sayfada belki sıkılabilirsiziniz ama kitabın giriş kısmı olduğundan dolayı, biraz daha durağan. Kitapta en sevdiğim özelliklerden biride bir çok yerde geçmesi ve bir çok dine ve farklı ırka mensup insanların olması güzel bir ayrıntıydı. Kitabın en önemli yanı içinde hayata dair verilen kısa mesajlar, en çok bunları sevdim ve bence sizde okuyup kitaba şans vermelisiniz. Benim çok sevdiğim kitaplar arasına girdi.
  • “Üniversite giriş imtihanlarının gündeme geldiği bugünlerde bazı partilerin seçim kaygısıyla ÖSS’yi kaldırmayı parti programlarına aldıklarını görüyorum. Bu yaklaşım temelde doğru bir yaklaşımdır. Çoktan seçmeli ÖSS, aslında iyi bir kalite göstergesi olduğu halde, ülkemizde orta öğretim kalitesinin perişan olmasının en temel nedenlerinden biridir ve behemehâl kaldırılmalıdır. Ancak bu demek değildir ki, herkes üniversiteye alınsın. Tam tersine, üniversitelere alınacak öğrenci sayısı azaltılmalıdır. Bunun yerine üniversite dışı yükseköğretim ve bilhassa meslek eğitimine büyük önem verilerek bu tür eğitim veren kurumların sayısı arttırılmalıdır. Öğrenci elemesi ilköğretim sonu, lise sonu ve üniversite birinci sınıf sonu aşamalarında yapılmalı, bu seviyelerde üniversite okuyacak kapasitesi olmadığı görülen öğrenci, topluma faydalı olabileceği başka eğitim kulvarlarına kanalize edilmelidir. Mecburî öğretim 12 yıla çıkarılabilirse (ki çıkarılmalıdır), bu eleme lise son sınıf ile üniversite birinci sınıf sonunda yapılabilir. Böyle elemeler diplomalı işsizler sorununa bir çare olacağı gibi, diplomalı cahiller sorununu da büyük ölçüde ortadan kaldıracaktır.”
  • Size ölümden bahsederek giriş yapmak istiyorum. Ölüm; ruhun bedenden ayrılmasıdır. Ölüm, insan varlığı için bir âlemden diğerine intikal etmektir. Ölüm; ölürken bile bazı şeylere özlem duyulmasıdır. Ölüm, doğmaktır. Ölüm, başlamaktır. Ölüm, varken yok olmak değil, varken gerçek olmaktır. Varken yok olunamaz, yoksan zaten hiç var olmamışsındır. Termodinamik yalan söylemiş olamaz sevgilim.
    Üç ay boyunca her sabah geldim ve bahçeden senin pencereni gören bankta senin de beni görme ihtimalini bekledim. Durumun gün geçtikçe ağırlaşmaya başladı. Önce mektup yazmayı, sonra yemek yemeyi, en sonunda da insanlarla konuşmayı bıraktın. İkimiz birden eriyorduk aynı hastane içerisinde, eridikçe etrafımızdaki ışık da eriyordu. Saçlarım gibi kayboluyor, gözlerim gibi kararıyordu dünyamız. Karanlığı sevdiğin için mi oynuyordun bu tehlikeli oyunları sevgilim, bilemiyordum.
    Ziyaret saati bittikten sonra kendimi yine yollara attım. İsmini bilmediğim yollardan koşar adımlarla geçtim. Domino taşları gibi bir bir söndü sokağın ışıkları. Bir bir söndü ümitler. Bir bir ağlamaya başladı çocuklar. Nükleer bombalar atıldı gönlümün ümit santrallerine, sevgilim. Senin yaptığın kâğıttan kuşları yaktılar önce, yazdığın mektupları toplattılar içerisinde umut barındırıyor diye. Ah! Sevgilim, sen bilmiyorsun ama beni çok yalnız bıraktılar.
    Attığım her adımda biraz daha karardı içim. Güldüğüm zaman yanağımda oluşan dünyanın en hüzünlü çukurunu doldurdu belediye çalışanları.
    Gözlerimin karasından sürdüler yağmuru izlemek için koşturduğum camlara. Sırrını bir tek ben bildim bu karanlığın, baktıkça seni gördüm karanlığın ardında. Meğer ne kadar da bir olmuşuz. Meğer bu dünya sen varsın diye dönüyormuş. Durunca oluşan merkezkaç kuvvetinin beni yere çalmasıyla öğrendim bunu. Dizlerimin üzerine kapandım; ağladım, çok ağladım sevgilim. Çağlayanlarca ağladım, ağladıkça çağladım. Bir sokak kedisinin başını okşar gibi sessizce ağladım. İçime bir ağrı saplandı. Bir el tüfek ateşlendi gönlümün ormanlarında. Bir bir yuvalarından havalandı kuşlar. Koşuşturmaya başladı zihnimde ne varsa, dört bir yana. Duvara tutuna tutuna kalkabildim ayağa, bir taksi çevirdim; "Filanca hastaneye" dedim şoföre; "İki sene önceye..." deseydim de yine beni sana getirirler miydi sevgilim?
    Hastaneye geldiğimde çok geçti. Beni o bankta cansız bir şekilde bulmuşlar. Çok zayıflamışım, doktorlar şüphelenmiş, iyi gözükmediğimden bahsetmişler aileme. Son mektubunu aldığımdan beri ilaçlarımı içmiyordum zaten. Ben öldükten dört gün sonra fark edeceklerdi, senin yaptığın kâğıttan kuşların içine baktıklarında. Küçük oyunlar oynamak istemiyorduk sevgilim.
    Ben; Müzeyyen, senin hastane odasında ölü bulunmandan sadece üç saat yirmi yedi dakika sonra, seni beklediğim bankta gözlerimi yumdum bu dünyaya, başım iki derece eğik.
    Ölüm sevgilim, şimdi aynı kabristanda üzerimize düşen kar tanelerini izlemek kadar keder.
  • Hoş geldiniz Kazım Bey!!!

    Hoş geldiniz Necla Hanım!!!

    Haydi piste, eğlenelim, oynayalım, kaynatalım !!!

    SALLA, SALLA, SALLA, SALLA,
    Elmaları SALLA…

    dermiş gibi olacak ama olsun…

    Herhangi bir konuda “Ferhangi” düşüncelerle dolu bir kitap okumak istiyorsanız, buyurun efenim!
    Şöyle alalım sizi. Aile bölümümüz de var.

    Üstadın nevi şahsına münhasır mizah anlayışı size seslenebilirse, çok haz alacağınız bir kitap.

    Ben Selçuk Aydemir’in yalancısıyım.

    Kravatın sözüne uyup, satın alacağın takım elbisenin rengini belirlemek gibi olacak, ama olsun…

    Tüm kitaplarını gözü kapalı okuyun, dedi.

    Kısaca Üstada kefi……..

    Bi dakka, bi dakka…. Leyynğğğğ !!!

    Gözü kapalı mı, dedi o?

    ( Zaruri not: Giriş kısmı; utanmadan, sıkılmadan itina ile indiragandilenmiştir. )

    https://www.youtube.com/watch?v=ud6l-JB4HZU