En güzel kitap giriş cümleleri - 1
”istanbul'da tifüs, memlekette zelzele, dışarıda harp, ben sana aşığım.” Aşka aşık olanlara.. Sait Faik AbasıyanıkSait Faik Abasıyanık
Alıntı
Yeni günden merhabalarrrrr Bugün çok yorucu değildi elhamdülillah Rojda kliniğe geldi 2 gibi 5.30 a kadar beraberdik sonra yürüyüş yaptım eve kadar yolda Yoncaya yazdım klinikte değilmiş kapatmışlar, eve geçtim yemekten sonra balkonda duygusallaşıp ağladım saçma sapan ajjajajajajj sonra bir sürü kıyafet denedim bu pazar Esranın ablasının kınası var ona gidicem ekstra bir sürü kombin yaptım yoruldum şimdi anam Ayla abladan döndü kapıdan içeri giriş yaptı elhamdülillah. Anamı çok seviyorummm bu arada bu gece yeni bi diziye başlamak istiyorum önerin varsa yazar mısınnnnn 😊😊😊
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hep bağlantıda hata olur zaten
Sadece 12 sayfalık giriş kısmını okudum, kendime geldim.
İlk sayfalarını titrek mum ışığında okudum… (Romantik olsun diye söylemiyorum. Titrek mum ışığını da sevmem. Dikkatim dağılıyor okurken. Elektrikler kesikti. Telefonumun da şarjı bitti. Yapacak bir şey bulamadım. Hatta bir ara göbeğimle ritim tuttum. Kız kardeşim, sıkıntıdan göbeğinle ritim mi tutuyorsun, dedi. Onayladım. Devam ettim sonra. İyi bir ritim tutturmuştum. 🥁 Neyse sonra dedim, mum yakıp kitap okuyayım. Kız kardeşimin odasından mum aldım. Şiirli mummuş onlar. Geri aldı. Şiirsizini verdi. Cahil gibi oldu bana verilen mum. Halbuki erirken o da çevresini aydınlatıyordu. Ne gereksiz edebiyat kastım. Geri alıyorum. Silmeyeceğim ama. Yazdım bir kere. Biraz da hoşuma gitti şimdi.) Kitabın fotoğrafını attım, altı boş kalmasın dedim. Daha da boş olmamıştır inş. Bir de alıntı atayım, dengelesin iki gözümün yazarı: “ Romanlarınızdaki karakterler sizinle beraber yaşamaya devam ediyor mu? Bunu sordu. Bir düşündüm, romantik bir cevap mı versem, muzip bir cevap mı versem, yoksa hakikati mi söylesem. Hafif sol çaprazımdaki Mehmet'e baktım. Sinsice bunu sen istedin der gibi bakıyordu bana. Mustafa en arkalarda bir yerlerdeydi. Kafasını eğmişti, dinlemiyordu bizi. Sorunun sahibi genç kıza döndüm. Hakikati söyledim. Tabii ki hayır. Onlar yazdığım romanlardaki olayları, anlatmak istediğim olgular anlaşılsın diye yaşamak zorunda olan kurmaca karakterlerdi, yazdım ve onlarla işim bitti. “ Delirmeler SarayıDelirmeler Sarayı Güray SüngüGüray Süngü Mehmet'i Sakatlayan Serçe ParmağıMehmet'i Sakatlayan Serçe Parmağı Dördüncü Tekil ŞahısDördüncü Tekil Şahıs İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdırİbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır Düş KesiğiDüş Kesiği
Alıntı
Doğu klasiklerinde bir eserin "müellif eliyle fiziken bitirilmiş olması" Batı'daki gibi katı bir sınır değildir. Eser bir kez zuhur etti mi, artık o bir şahsın malı olmaktan çıkıp bir "gelenek yatağına" dönüşür. Tahirü'l-Mevlevî’nin ömrünün vefa etmediği o muazzam Mesnevî Şerhi’ni Şefik Can’ın tamamlaması, bir bayrak yarışından ziyade aynı manevi kaynaktan beslenen iki ruhun tek bir kalemde erimesidir. Okuyucu, üsluptaki o muazzam sadakati gördüğünde iki ayrı yazar değil, tek bir nehrin akışını hisseder. Firdevsî, Dakîkî’nin yarım kalan bin beytini Şahname’nin gövdesine katarken ne kadar doğal davrandıysa, sonraki yüzyıllarda gelen şairler de Sistan Silsilesi (Gürşaspnâme, Berzûnâme vb.) ile Şahname evrenini öyle genişletmiştir. Tıpkı Hammamizade’nin ayinine eklenen yeni bir terennüm gibi, metin asıl gövdeye kaynamıştır. Tarih boyunca İsmail Ankaravî gibi büyük şârihlerin bile üzerine eğildiği, kiminin reddettiği, kiminin ise manevi bir feyizle şerh ettiği bu tartışmalı "7. Cilt" (Cild-i Sâbi) meselesi, yapısal bir "giriş ve davet" olabilir. Hazret-i Mevlâna o kapıyı aralamış, metafizik alemin sırlarına dair o ilk kıvılcımı bırakmış ve gerisini, o nehrin suyundan içen sonraki nesillerin irfanına devretmiş gibidir. Sonradan yazılan o 7. cilt denemeleri, asıl esere sızmaya çalışan birer "sahtecilik" değil; aksine Dede Efendi’nin ayinine kendi ismini gizleyerek melodi ekleyen o isimsiz bestekârların teslimiyetidir. Eser donmuş bir heykel olmadığı için, o yatak her yüzyılda yeni bir şairin tekmilesiyle çağlamaya devam etmiştir.
Edebiyat
MSC'
Kitabı okurken, gerek her gün maruz kaldığımız haberler gerekse insan kötülüğünün sınır tanımadığını bilmek nedeniyle anlatılanlara hiç yabancılık çekmedim. Sürpriz bile oldu denebilir. Normalde polisiye türünü sevmediğimi düşünürdüm ancak Dupin'in yaptığı tahliller ve olayları çözme biçimi hoşuma gitti. Fakat kitabın giriş kısmında anlatıcı ile Dupin'in ilişkisi daha çok ilgimi çektiği için hikâye boyunca ikisinin geçmişine veya karakterlerine dair daha fazla şey öğrenmeyi bekledim. Zaman zaman asıl olaydan çok onların dostluğunu merak ettiğimi fark ettim. Yalnızca bu iki karakterin ilişkisini ve kişiliklerini daha derin işleyen ayrı bir kitap olsaydı kesinlikle okumak isterdim. Gizemli, karanlık ve belirsiz... Her zaman ilgi çekicidir.
Duygu ve Düşünce