Akşam karanlığında yılbaşı günü öncesi falandı. Yıl 2022 falan. Yürüyorum saat sekiz gibi. İşlek bir caddede dükkanların önünde yürüyordum. Arkamdan bir erkek beni takip ediyor gibi gelmişti. Dedim ki "hayal gücüm." İki adım attım ve yan tarafımdan yürümeye başladı. Adımlarımı hızlandırdım. Aniden önüme çıktı. "Pardon! Yurda giriş saatiniz kaçtı? Beni duymadınız galiba" dedi. Şöyle bir süzdüm. Benden birkaç yaş küçük birine benziyordu. Zayıftı. Boyu da çok uzun değildi. İki çaksam yere düşerdi. Bir şey yaparsa ağzını yüzünü kırarım diye düşündüm. Yurda giriş saatini söyleyip yürüdüm. Çocuk beni yine takip etti. Gidip marketten iki tane içecek aldım. Enerji içeceğiydi. "Sen beni neden takip ediyorsun?" dedim. Sustu. Cevap vermedi. Ben de enerji içeceğinin birini uzattım. Parka doğru yürüdü arkamdan. Parka gelince durdum. Niye beni takip ettiğini tekrar sordum. İnsanlarla sohbet etmeyi sevdiğini söyledi. Ona insanlarla sohbetin böyle başlatılmayacağını söyledim. Yaşını öğrendim. Ben o yıl 21 yaşındaydım. O da 19 yaşındaymış. Daha üniversiteye gitmiyormuş. Instagramımı istedi. O yıl önüme geleni eklerdim ve zaten hesabım bomboş gibiydi. Sallamadım. Takipleştik. Sonra ben yürüyüşe gideceğim dedim. Gittiğim yerde kimse yoktu. Bu da takip etti. O da yürüdü. Sonra döneceğimi söyledim. Gece açık olan kütüphaneye gideceğimi söyledim. Şarj aletimi yurttan almam gerekiyor diye söylendim. Bu da gelmek istedi. Evi de yürüyüş yerine yakınmış. Gidip o da şarj aleti aldı. Gidiyoruz kütüphaneye doğru. Bu anneannesinin evine gidip makarna yemeyi önerip duruyor. Anladım ki bu çocukta var bir şey. Neyse kütüphaneye gittik. Bu kez saçımla oynamaya çalıştı. Bir güzel eline vurdum. Yapmamasını söyledim. Sonra kütüphane önüne yürüyeceğim diye çıktım. Bu yine makarna yemeye anneannesine
1000Kitap
İnsan ancak sevilerek sevmeyi öğrenebilir
Freud'un Narsizme Giriş metninde ortaya koyduğu üzere, öznenin nesneye; dünyaya yatırım yapabilmesi (nesne libidosu) için nesne olarak yatırım yapılmış (benlik libidosu) olması lazım. Yani öznenin sevebilmesi için sevilmesi gerekir. Zira insan ancak sevilerek sevmeyi öğrenebilir. Kendi sırasında öznenin de sevilmesi hayatidir. Çünkü nesne olarak yatırım yapılmış olması, yani sevilmiş olması, benliğin kendi parçaları tarafından kısmi denen dürtüler tarafından agresyonunun kendisine dönmemesi için elzemdir. Aksi durumda söz konusu olacak olan, benliğin dezorganizasyonu sebebiyle dağılmış olmuş olacağıdır. Dolayısıyla nesne olarak yatırılmış olmak, yani sevilmek, dağılmamanın ve dünya ile ilişki kurmanının zorunlu önkoşulu olmaktadır. Buradan da görüldüğü üzere, neden sevilince dünya ile ilişki kurmanın, yani libidonun düş dünyadan dış dünyaya mümkün olduğu anlaşılır. Hatta tam da buradan erotomaninin mekanizması aşikar olur: ancak sevilmiş olmanın kesinliğinin garantisinde benlik dünyada konumlanabilir. Zira bu kesinlik olmazsa geriye ne dünya ne de dünyada ona yatırım yapabilecek benlik kalır. Bu sebepledir ki nesne varlığı ve tutarlılığı benliğin varlığının ve tutarlılığının zorunlu önkoşuludur. whatsapp.com/channel/0029VbB...
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kendisinden danışan olmayı öğrendiğim hocama, terapistime verdiğim sözü tutmadım, görüşme günü yaklaştıkça anksiyete kalabalık bir halay ekibiyle mentale giriş yapıyor
kısmetse olur emrenin şu sözüyle akşama giriş yapmak isteriz “herkesin aynı düşünceye sahip olduğu ortamda kimse yeterince düşünmüyordur” tabi sonra da şehmus dövüyodu emreyi
İstanbulda son günler baslasin tatil.....
Nihal Atsız’ın öğretmen olarak çalıştığı okula bir gün bir hanım öğretmen gelir. O zamana kadar kimseye bakmayan, kimseyle pek alakadar olmayan Atsız içeri giren o öğretmene ilk görüşte aşık olur. Evet kelimenin tam anlamıyla bu bir ilk görüşte aşktır. Ve aşık olduğu o meçhul hanım öğretmene bu şiirin giriş kıtasını yazar. Bir zarfa koyar ve öğretmenin dolabına bırakır. Aradan günler geçer ve Atsız mektubuna cevap alamaz. O bir görüşte aşık olduğu kadın o mektubuna ve aşk ile yankılanan şiirine cevap vermemiştir. Atsız’ın büyük bir merakla, hasretle ve dört gözle yolunu beklediği cevap bir türlü gelmek bilmez. Daha doğrusu Atsız, mektubuna hiç bir cevap alamamıştır!.. Sonraki bir zaman da kendi dolabını açar ki, bir de ne görsün!. Mektup zarfı bile açılmadan kendi dolabına bırakılmıştır. Derin bir teessür, şaşkınlık ve biraz da hayal kırıklığı… Söz susar, kelam başlar… Yüreğinin dip dalgaları dile gelir ve şiir olur kelama dökülür. Atsız bu şiirinin adını o gün Geri Gelen Mektup koyar ve gerisini tamamlayarak yayınlar. Malum aşığın meçhul sevgiliye bir mektubudur bu. Ne kadar derin bir aşk ve ne kadar derinden yanan, yankılanan bir sevda hikayesi bu böyle. Öyle olmasaydı bu kadar yanık sevda kokusuyla bu şiiri yazabilir miydi? Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden? Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu? Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden? Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu. Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse; Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse; Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan, Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse… Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla, Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla! Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara
Hayata Dair
Şöyle bir giriş 🇹🇷