Yüreği taştan bir kaderin esiriydim ve yakabilirdim tüm kenti...
ölüm, bir odanın içinde dans ediyor. yatağımın çevresinde, elinde bir gitar; neşeli bir parça gibi çalıyor. ölümün yanına gitmek ve ona sarılmak istiyorum. sonra karşımda bir adam, Diego. fısıldıyorum ona, "benim ölümüm sen ol istiyorum. kırık kaburgalarımla, sana sarılmak için burdayım. aç koynunu sevgilim, sana güzel ölümler getirdim." uzun bir sessizliğe büründü her şey zaman o an duruyor ve karşımda tepkisiz kalan Diego. dünyanın ağırlığını bitkin bedenimde hissediyorum. gözden kayboluyor, elimi uzatıyorum dokunamıyorum. bir hayaldi belki de, gerçek gibi bir hayal... yitiriyorum kendimi, tanrı meleğini baş ucumda bekletiyor. karanlık ve sessiz bir odanın içine gömülüyorum. yitiriyorum zamanı, ruhumu teslim ediyorum.
PAUL VALÉRY VE MERLEAU-PONTY: “DANS” VE BEDEN FELSEFESİ
Paul Valéry’nin dans üzerine düşüncelerinde dansçı, yalnızca hareket eden bir beden değildir. Dansçı, bedeniyle düşünen, düşünceyi hareket hâline getiren ve zamanı görünür kılan kişidir. Dans, bu anlamda yalnızca estetik bir gösteri değil; bedenin düşünceye, düşüncenin de ritme dönüşmesidir. Valéry için dansçı, gündelik hareketin ötesine geçer. Yürümek bir yere varmak içindir; dans etmek ise hareketin kendisini anlamlı kılmaktır. Dansçı, bedeniyle bir düşünce kurar. Sözsüz konuşur, sessizce düşünür, mekânı ve zamanı bedeniyle yazar. Merleau-Ponty’nin beden fenomenolojisi de bu noktada önemli bir kapı açar. Ona göre beden, ruhun taşıdığı basit bir araç değildir. Beden, insanın dünyaya yönelme biçimidir. İnsan dünyayı yalnızca aklıyla kavramaz; görerek, dokunarak, yürüyerek, bekleyerek, titreyerek ve yaklaşarak anlar. Bu bakımdan beden, dünyayla aramızdaki ilk bağdır. İnsan, dünyada yalnızca düşünen bir bilinç olarak değil, hisseden, algılayan ve hareket eden bir beden olarak vardır. Merleau-Ponty’nin düşüncesinde beden, varoluşun sessiz dilidir. Şans ve Dans, Valéry ve Merleau-Ponty’nin bu beden merkezli düşünceleriyle güçlü bir ilişki kurar. Romanda dans, yalnızca bireysel bir hareket ya da estetik bir figür değildir. Dans, iki insan arasında kurulan anlamın, temasın ve ilişkinin biçimidir. Fenomenolojide beden, dünyayı algılamanın aracıdır. Şans ve Dans’ta ise beden, bunun ötesine geçerek ilişki kurmanın aracına dönüşür. İnsan yalnızca dünyayı bedenle algılamaz; başkasına da bedenle yaklaşır, onun ritmine bedenle cevap verir, mesafeyi bedenle azaltır. Bu nedenle romanda hareket, yalnızca tekil bir anlam üretmez. Dans, paylaşılan anlam üretir. Bir kişinin adımı, diğerinin cevabıyla anlam kazanır. Ritmin ortaya çıkması için yalnızca hareket etmek yetmez;
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bira kokusu sinmiş geceye, ben yine s#kt#ğimin duvarının dibinde. Kimse sormadı nasıl olduğumu, ben de anlatacak kadar önemsemedim. Bazıları hayatı yaşar, ben kalıntılarını topladım. Eskimiş kan lekeleri,yarım kalmış konuşmalar, bir de sustukça büyüyen o boşluk. Gitar tellerini parmaklıyorum, ses çıkıyor ama içimdeki gürültü kadar sessiz. Çünkü bazı şeyler şarkı olmaz, insanın içinde çürür. Kaybolduğumu sanıyorlar. Oysa ben çoktan bulunmaktan vazgeçtim.
Gitar çalcam. Sonraki kurbanımı arıyorum cndnjxjdd Takipçilerime bi göz gezdirim bakalım 🫪🫪
Şarkı sözü yazacam ama gitar çalmayı bilmiyorum bir de sesim de güzel değil ha bir de ben niye şarkı sözü yazacam onu da bilmiyorum çok şey bilmediğimi hatırladım yine ama öğrenmeye hevesim de yok.
Michelin del Castillo-Gitar
Sessizlik ve huzur içinde kitap okumak🍃
Duygu ve Düşünce