Ve gün batımları
Giydirir kırları,
Kanalları, kenti gitgide
Altınla, yakutla;
Uyur şimdi dünya
Sıcak bir aydınlık içinde.Orada her şey süs ve güzellik
Erinç, haz ve dirlik düzenlik.
Güzel olan
Her günü seninle tekrar tekrar yaşamak
Erimek yarını olmayan zamanlarda
Durdurmak bir yerde bütün saatleri
Bütün kuralları kırıp parçalamak
Sonra varmak o yerlere
Mevsimlere dur demek
Kar yağarken çiçek açtırmak ağaçlara
Güneşi bir akşam saatinde tutup bırakmamak
Sonra doldurmak ay ışığını kadehlere
Delicesine içmek
Ve unutabilmek her şeyi ansızın
Sevmek seni en yücesiyle sevgilerin
Birlikte geçmiş, gelecek bütün çağları aşmak
Güzel olan
Sevmek seni Tanrılar gibi
Seninle Tanrılaşmak...
Bir gün bu akan sele dur diyeceğim, göreceksin
Ne bu şehir kalacak
Ne bu duygusuz sürü
Bu korkunç kalabalık
Her vapur seni getirecek bana
Bütün istasyonlarda seni bekleyeceğim
Kapılar sana açılacak
Senin için söylenecek şarkılar
Şiirler senin için yazılacak
Her evde bir resmin
Her meydanda bir heykelin olacak
Ve sen kimi gün bir rüzgar gibi
Ayla gece gözleri bulaniklasana kadar sofienin dünyası romanını okudu. Gözleri gitgide kötülesiyordu. Peki kötüleşen başka ne vardı? Ayla hakikatlerin peşini uzun bir süre bırakma kararı almıştı. Hatta kendi kendini hak ilhak edendir seni bulup yakalayiverendir, şeklinde bir sözle avutmaya inançlı olmaya çalışıyordu. Tüm bilinçaltini kustuğu sansürsüz yazmaya çalıştığı bir defteri vardı. Fakat kağıtlara bile kusmaya cekindiği kötü şeyler yaşamış olma ihtimali onu derinden sarsıyor. Kimi zaman hezeyana kapılmasına sebep oluyordu. Kimdi o ? Sahi gerçek diye bir şey var mıydı? Yoksa hayat yalanlarla bezeli bir pinokyo muydu? Kimsenin onu anlamadığı hissinin evrensel bir yönünün olduğunu biliyordu fakat ona has bazı tuhaflıklar hayatında vuku bulmasından öte Ayla en anlaşılmayan ve anlaşılamayacak insanlardan biri olduğuna kanaat getirdi. Ayla günden güne soluyor içten içe çürüyor fakat psikolog ve psikiyatristi de dahil kimse onun duygusal ihtiyaçlarını anlamaya gayret sarfetmiyordu. Çünkü bazı psikologlar ve psikiyatristler mesleki deformasyon olarak görülebilecek bir duyarsizlaşma sergiliyordu. Empati yorgunu sağlık calisanlarindan da empati yoksunu halktan kesimden de umudunu kesmeye başlamış tüm umudunu her zamanki gibi kendine içindeki babasından kalma yadigar olumlu duygulara bağlamıştı.