"Bilim, hastalıkların ve ağır işlerin yükünü hafifletmiş, çevremiz ve rahatımız için yararlı aletler üretmiş olabilir, ama bize gizemsiz bir dünya bıraktı. Günbatımlarımızdan artık dalga boyları ve frekanslarla bahsediliyor. Evrenin karmaşası matematiksel denklemlere indirgendi. Hatta insan olmanın kıymeti bile ucuzlatıldı. Bilim, Dünya Gezegeni ile onun üstünde yaşayanların, evrensel boyutta önemsiz noktacıklar olduğunu söylüyor. Kozmik bir kaza." Duraksadı. "Bizi birleştirmeyi vaat eden teknoloji bile bizi birbirimizden ayırıyor. Artık her birimiz tüm dünyayla elektronik bağlantı içindeyiz, ama aslında son derece yalnızız. Vahşet, ihtilaf, ayrılık ve ihanet bombardımanına tutulduk. Şüphecilik fazilet oldu. Alaycılık ve kanıt talebi, aydınlanmış düşünce diye kabul ediliyor. İnsanlığın artık tarihteki herhangi bir dönemden çok daha fazla buhrana sürüklenmesine ve hayal kırıklığına uğramasına şaşmamak gerek. Bilimin kutsal saydığı herhangi bir şey var mı? Bilim, doğmamış ceninleri inceleyerek cevaplar bulmaya çalışıyor. Hatta bilim kendi DNA'mızı yeniden sıraya dizmeye cüret ediyor. Anlam aramak adına Tanrı'nın dünyasını gitgide daha küçük parçalara ayırıyor...ve tek bildiği aslında daha fazla soru."
Sayfa 387·Kitabı okuyor
1000Kitap
Bir bunu düşünüyorum işte bir bunu Bir doyurgan yalnızlık geliyor aklıma yerimde duramıyorum Dağbaşı yalnızlığı değil su kenarı yalnızlığı değil bir şehir yalnızlığı, boşluğu, ancak istekle takılan gerdanlıklar gibi boyunda göğüste pırıl pırıl, bizi yiyen geliş gidişlere sokak gecelerine kötü aşklara karşı kuşanılmış bir yalnızlık, yeniden doğurganlığımızı hazırlayan hatırlatan kırgın belki ama gitgide bizi hem kendimize hem insanlara iteleyen bir yalnızlık
Sayfa 159·Kitabı okuyor
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Evet, doğru: Ben çocuk değildim. Dalgın ve somurtkan bir "ihtiyar", bir "kara kurbağası"ydım. O günlerden beri yaşamımın en iyi kısmı kendi içimde olandı. O zamandan beri sevgiden ve neşeden kopuk halde inime çekilir, saklanır, ruhumda, yanıp tu­tuşan düşlerimde, benliğimi evirip çevirdiğim yalnızlığımda ve benliğimle tekrar yaratılmış dünyada kendimi yatıştırırdım. Be­nim için başka kurtuluş, başka sevinç yoktu. Diğerleri beni sev­miyordu ve nefret beni yalnızlığa mahkum etmişti. Yalnızlık beni daha mutsuz, daha üzgün kılmıştı; mutsuzluk kalbimin kapılarını kapatmış ve zihnimi kışkırtmıştı. Başkalık beni en yakınlarımdan dahi ayırmış ve aynlık beni gitgide başkalaştırmıştı. Bu yaşam il­kesinden bu yana, teselli ve avuntu istemeyen fakat bizi insanlar­ dan ebediyen uzaklaştıran içsel, yalnız, bencil yaşam alışkanlığını yavaş yavaş oluşturarak kendi kendini sebepsizce tüketen sonsuz ve belirsiz melankolinin keskin tadını, anlamak değilse de, tat­maya başladım. Hayır, ben çocukluğu hiçbir şekilde tanımadım. Çocuk olduğumu kesinlikle hatırlamıyorum. Kendimi hep yaba­nıl, dalgın, kenarda, sessiz; bir gülümsemeden, içten bir sevinç çığlığından mahrum anımsıyorum. Kendimi ilk resmimdeki gibi solgun ve donuk görüyorum.
Sayfa 13
Eriyen ne ki bu ırmaklar var Yeryüzünün gözleri mi doldu yoksa Yoksa sardunyaların saltanatında Eylül ile ekimden başka çocuğum mu var Eskiden daha güzeldi hepimizin hikâyesi Eskiden caz derlerdi bir kuşun havalanmasına Her kanatta saklanmış binlerce yüz, binlerce esin perisi Birbirini üzmesin artık suç ve ceza Onlar da çocuğum benim ikisini de ben büyüttüm salt acıyla Yoksa gitgide kararıyor herkesin avucunda tuttuğu sonbahar
Âleme mana verebilecek, katabilecek değerlerden mahrumum; kafamda karmakarışık bir sürü cevapsız soru var, içimdeki karanlık gitgide büyüyor; dışarıya yaramazlık, afacanlık nöbetleri biçiminde vuruyor.
Johann Wolfgang Von Goethe
Doğayı kavramak ve doğrudan kullanmak az insana nasiptir. Onlar idrak ile kullanım arasında kolayca bir hayal uydurur, bu hayal kolayca yerleşir ve asıl konu ve kullanım sebebi unutulur. 621 Aynı şekilde büyük doğada, en küçük çemberin içerisinde yaşananların aynısının gerçekleştiği, kolayca idrak edilemez. Tecrübeyle bunu öğrenmeye zorlandığımızda nihayetinde razı geliriz. Sürtünen kehribar tarafından çekime uğrayan saman en muhteşem gök gürültüsüyle akrabalık içerisindedir, hatta bire bir kendidir. Bu mikromegik durum birkaç başka durum için de geçerlidir. Ancak bu saf doğa aklı bizi hemen terk eder ve yapaylığın kötü ruhları bizi zapt ederek her yerde geçerliliğini sağlamaya çalışır. 622 Yaşadıkça, aslında doğaya hükmetmek için en yüksek haliyle var olan insanı gördükçe, aslında kendisini ve kendisinden olanları şiddetli ihtiyaçlardan kurtarması gereken insanı gördükçe, içim fenalaşıyor. Önceden hatalı olarak yerleştirmiş olduğu bir kavramdan yola çıkarak, bütün bunların tam aksini yapışını, kendi istediğini yapışını izledikçe ve nihayetinde temelin geneli talan olduğundan, bireyi de acınası biçimde berbat ettiğini görmek gitgide içimi acıtıyor. 623 Seyre açık olan hep aynı dünyadır, daima izlenen veya sessizleşen. Daima aynı insanlardır doğru veya yanlışta yaşayan, ilkinde ikincisinden daha rahat olarak. 624 Batılı komşularımızın en yeni felsefesi, insanın ve de ulusların ne kadar böbürlenirse böbürlensinler ve aynı şekilde, daima doğuştan gelene geri döneceklerini kanıtlamıştır. Doğası ve yaşam tarzının belirleyicisi o olduğuna göre, başka türlü olması mümkün müdür ki? 625 Fransızlar materyalizme yüz çevirdiler ve ezeli özün açıklamasında ruh ve cana daha fazla yer verdiler. Duyumculuktan koptular ve insanın doğasının derinliklerinde kendiliğinden bir gelişim
Felsefe