Gitme dilber, gitme, yüzün göreyim Al yanaklarına yar yar kurban olayım Bir emanetim var, sana vereyim Ne sen beni unut unut, ne de ben seni Ne de ben seni...
çaresiz gözler
kupa papazının kalbi bile kırık bugünlerde, herkeste farklı bir telaş, herkeste laedri bir yâr'a. sırtını doğan güneşe, yüzünü hüznüme dönen daha konuşmadan içimi onlarca acıyla örten duvarlar şahit. ne zaman gözlerim tavandaki o derin boşluğa dalsa gözlerimin dört bir yanı denizlerle çevrilir, boğulurum. ne zaman kendimden nefret etsem, ne zaman tanrıya elimi açıp, iki çift laf etsem elindeki elma şekerini fakir çocukların önünde şapırdatarak götüren veletler gelir aklıma çünkü o an fakirleşir bedenim, bileklerimin o alaycı tebessümleri ve elinde kan'şekeri fayans üzerinde şıpırdayan halüsinasyon vardır. dikenleri protez güller gördüm ben tutmasını bilene batmadıkları için kırıldı hepsi gülün yüzündeki hüznü süzdü güz gülüşlü sözüm. kıyafetsiz çırılçıplak kelimeler gördüm ben hepsi bir bir dudaklardan intihar eder haldeydi son sözlere müteakip gömülen aşklar gördüm ben iyi bilirdik dendi hepsine, çünkü hepsine kelimeler kifayetsizdi. cam kenarından bir hayat yolculuğuydu yaşamak artık bir yanağımız buğulanmış bir hicrandı, cama yaslanmış diğeri ise; umut süsü verilmiş, kabuklaşmış bir yara. yıllarca hayallerimizin gönderinde dalgalanan aşklarımız bugünlerde yalnızlıklar tarafından indirilmiş durumda
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Yandım ataşa nara, üşürsün ört diyorlar Sevdaya dert diyorlar, arayıp bulasım var.. Derdim var yaralıyım, felekle aralıyım Yâr sana sevdalıyım, bir ara göresim var.. Sevdiğim kerem eyle,beklerim selam eyle Dönüp bir kelam eyle, sesini duyasım var.. Dur hele gitme zalım, nic’ olur benim halım Yanıma düştü kolum, boynuna sarasım var.. İncecik bilekleri, yürür burdan edalı Yâr ben sana sevdalı, muradım alasım var.. Bahçeye gül işlerim, ellerim oldu nasır Evinize misafir, gelip de kalasım var.. Ha bugün yarın derken, ağlayıp da gülerken Yıllar geçip giderken, yanında durasım var.. Bir uzun nehir gibi, karım serin serin Ben bu elden giderim, seni de alasım var..
Musa Eroğlu şarkı sözleri Kurumuş Toprak Gibiyim Zamansız Yağmur Beklerim Dağlar Girdi Aramıza Taş Çürüsün Yol Utansın Diken Sardı Ellerimi Naz Etmesin Gül Utansın Ben Ayrılık İstemedim Sebep Olanlar Utansın Ülker Vurdu Yaprağıma Mevsim Dursun Güz Utansın Çürümüş Yaprak Gibiyim Şu kevn ü mekanı tutmuş ışığın Nöbetin bekleyin alır keşiğin Beklemeli bir sultanın eşiğin Günde yüz bin kere yüzler sürmeli Açtırdım kapıyı girdim içeri Aklımı başımdan aldı o peri Dedim sende buldum halis gevheri Dedi yok yok bir mihenge sürmeli Seher vakti çaldım yarin kapısını Baktım yarin kapıları sürmeli Hoş bulmadım otağının yapısını Çıkageldi bir gözleri sürmeli
Müzik
dileğin varsa ey yar iste Allah'tan iste Allah'tan almak için uzak gitme topraktan cömertlik toprağa ey yar verilmiş Hak'tan benim sâdık yârim kara topraktır kara topraktır
Soğuk bir kış günüydü gözlerim değdi usulca gözlerine. Sanki çaldın kalbimi yar, yine sen de gitme gitme!